Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında 1977 Denktaş-Makarios ve 1979 Denktaş – Kypriano Doruk’ların özel bir yeri vardır. Bu iki zirve iki toplumlu federal yapı üzerinde mutabakat sağlanmıştır. Aradan geçen 30 yılda bu mutabakatlardan daha öte bir ilkesel anlaşmanın sağlandığını göremedik.
Şubat 2008’de Rum Kesiminde Cumhurbaşkanlığı koltuğuna Papadopulos’un yerine Hristofyas oturunca 2004 referandumundan sonra heyecanını yitiren çözüm arayışlarının yeniden ivme kazanması yönünde umut ışığı doğmuştu. Aslında Rum kesiminin hükümet yapısında çok büyük bir değişiklik meydana gelmedi. Papadopulos Cumhurbaşkanlığı’nı yitirdiyse de partisi iktidar ortağı olma vasfını yitirmedi. Yine de Hristofyas kendisine yüklenen pozitif misyona Talat’la dolaylı görüşmelere başlayarak karşılık verdi. Mart ayında ilk kez bir araya gelen iki lider geçtiğimiz hafta yeniden bir araya geldi. Son toplantıda iki lider, siyasi eşitliğe dayalı 2 bölgeli, 2 toplumlu federasyona bağlılıklarını yeniden teyit etti. Bu açıklama aslında 77 ve 79 doruklarından çokda farklı bir şey söylemiyor. Ama 30 yıl sonra bir uzlaşının yeniden dile getirilmesi dahi olumlu yorumlanabilir.Kıbrıs’da artık süreç öyle bir noktaya geldi küçük jestler dahi takdir edilirken çözüme olan inanç aşınmaya devam ediyor.
Söylenen sözler aslına yeni değil, ama bu sefer kelimelere yeni anlamlar yüklemek mümkün. Şöyle ki Annan Planı Türk tarafına Kurucu Devlet statüsü önererek yeni bir çizgi çizdi. 30 sene önce federal devlet sadece ilkesel bir karardı ve şekli konusunda bir uzlaşı söz konusu değildi. Oysa şimdi yine federal devletin yapısı üzerinde mutabık kalınmamış olsa da ortada bir kurucu devlet gerçeği olacak. Türk tarafı için geriye doğru gideceği sınır Kurucu Devlet kavramı.
Kurucu devlet kavramını neden bu kadar önemsiyorum. Kabul etmek gerekir ki 1983’de KKTC ilan edilerek Türk tarafı tek taraflı olarak da olsa elde edebileceği en ileri noktaya ulaştı. Ada’da bağımsız Türk devletinin kurulması dünya tarafından kabul edilebilir bir gelişme olmayacaktır. Ancak Türklerin KKTC tanınsın ya da tanınmasın kazanılmış bir hakkı ifade eder. Türk tarafının görüşmelerde üst çizgisi bu şekilde belirlenmişken alt çizgisi de Kurucu Devlet olarak belirlenmiş oldu. Bu iki cizgi arasında elde edilebilecek tüm kazanımlar Türk tarafının lehine olacaktır. 1964’de Türklere layık görülen azınlık statüsü düşünüldüğünde gelinen nokta çekilen çilelerin karşılığı olabilecektir.
Bu kadar iyimser bir tablo çizmemin bir nedenide daha evvel Denktaş ve Papadopulos, Kyprianou gibi liderlerin bir manada gönüllü olarak üstelendiği oyun bozan rolünü bu sefer Hristofyas ve Talat’ın üstlenmeye yanaşmayacaklarına olan inancımdır. Kanaatimce iki liderde kendilerine yüklenen Barış misyonu sahiplenmiş ve bu rolün hakkını vermeye hevesliymiş görüntüsü çizmektedirler.
Mayıs 2008