2008 yılı ilk dört aylık dönemine ilişkin iş gücü araştırması geçtiğimiz günlerde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklandı. Buna göre Türkiye de iş gücü hesaplamasına dahil edilen nufus geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 230 000 artarak 23 249 000’e ulaştı. Ne var ki bu dönemde istihdamdaki artış 134 000 kişi ile sınırlı kaldı, işsizler ordusuna 95 000 kişinin dahil olmasıyla da ülkemizde işsiz sayısı 2 496 000 oldu. (%10.7)
Açıklanan veriler ortaya koymuştur ki yüksek faiz düşük kur politikası izlendiği sürece işsizlik oranında bir düşüş beklemek iyimser bir düş olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır. Bizim gibi yüksek faiz düşük kur politikasını ısrarla sürdürmekte olan Güney Afrika Cumhuriyetinde işsizlik öyle boyutlara ulaşmıştır ki, ülkedeki yabancı işçiler, işsiz gençlerin ölümcül saldırılarına maruz kalmıştır. ILO verilerine Güney Afrika’da işsizlik oranı 2007 sonu itibariyle %23 iken Türkiye’de genç nufus da işsizlik oranı bir yıldır %19.5 seviyesindedir.
İstihdam artışının sağlayacak en önemli göstergelerden biri büyümü oranıdır. Her ne kadar büyüme oranı tek başında işsizlik sorunun çözümü olmasa da, sorunun çok boyutlu yapısı içerisinde ağırlıklı yere sahiptir. Bu nedenle Türkiye’nin mevcut büyüme oranları ile işsizlik sorunun çözmesi hayaldir. “Avrupalılar bizim kadar büyüse takla atarlar” diyen Maliye Bakanımız bilmelidir ki Türkiye %4.5 lik büyüme ile 2050 yılında milli gelirde Avrupa Ortalamasını ancak yarısına ulaşabilecektir.
Yatırım yapılmaksızın büyüme hedeflerine ulaşılamaz. Oysa ki Türkiye’de üreticinin yatırım yapması yüksek faiz politikası ile engellenmektedir. Düşük kurun kamçıladığı ithalat yerli üreticiye darbe vurmaktadır. Yüksek faizin kredi maliyetlerini arttırması hem üreticiyi hem de tüketiciyi borç sarmalına hapsetmektedir. Vatandaş borcu yüzünden hacze maruz kalırken Ankara Büyükşehir Belediyesi Hazine’ye 4 Milyar YTL’ye yakın borcunu ödemekten imtina edebilmektedir.
Türkiye’de modernizmi tartışma konusu haline getiren hükümet, “Türkiye İran’mı olur, Malezya’mı olur” gibi kısır tartışmalardan beslenirken, asıl endişe duyulması gereken konu Türkiye’nin Güney Afrika olmamasıdır.
Haziran 2008