Fragmanı izleyen birçok kişi gibi benimde aklıma Sarı Zeybek gelmişti. Boğazım düğüm düğüm izlemiştim yıllar evvel Atatürk ‘ün son günlerini. Trablus’da gözünden yaralanan, Çanakkale’de kurşun yiyen, Sakarya’da kaburgaları kırılan bir askerinde acı çekebileceğini anlamıştım geçte olsa. Bilmem kaçıncı On Kasım’dı yaşadığım ama ilk kez ağlamıştım kendimi bu kadar yakın hissederek Gazi’ye. Okulun bahçesindeki soğuk büstünden, sınıftaki sert bakışlı resminde hatta karga kovalayan çocuk ilütürasyonundan daha sıcaktı ekrandaki Atatürk. Ama yine Atatürk’dü.
Bu sefer “Mustafa” yı görmek için gittim sinemaya. Gazi’yi, Mustafa Kemal’i, Atatürk’ü, Kemal Paşa’yı, defalarca izleyip okuduktan sonra Zübeyde hanımın Mustafa’sıydı bu sefer merak ettiğim. Sanırım bu nedenle beklentilerimin altında kaldı film.
Yine de gidin görün dedim tüm dostlarıma. Çok şey beklemeden gidin ve seyredin. Tıkayın kulaklarınızı dışarıda söylenenlere. Bir Türk gibi değil de bir Ugandalı gibi izleyin filmi. “Mustafa” ile ilk kez tanışırcasına. Korkularıyla, cesaretiyle, aşkıyla, sadakatiyle, ihanetiyle, kiniyle, nefretiyle, merhametiyle, ihtirasıyla, tutkusuyla, inadıyla, inancıyla, inançsızlığıyla, zekasıyla, umuduyla, umutsuzluğuyla, şansıyla, şansızlığıyla hasılı insana dair tüm hissiyatıyla bir kahramanın hayatı. Taştan heykellerin de bir zamanlar insan olduğuna dair bir hikaye.