Üniversiteler dünyanın her yerinde sorun kaynağı. YÖK’ün İstanbul Üniversitesine gönderdiği yazı ile öğrencilerin derslerden çıkartılmalarını yasaklamasığı hafta dünyanın öbür ucundan, Brezilya’da Bandeirante Üniversitesi’den bir başka haber düştü ajanslara. Sao Paulo’daki üniversitenin 21 yaşındaki öğrencisi Geisy Arruda, geçtiğimiz kırmızı mini bir elbise ile okula geldiği için diğer öğrencilerin alaylarına maruz kaldığı gibi, ahlak kurallarını ve akademik saygınlığı dikkate almadığı gerekçesi ile okuldan atılmıştı. Ancak Brezilya basınında haberin geniş yer bulması ve Eğitim bakanlığının baskısı ile Bandeirante Üniversitesi kararını geri almıştı. Buna rağmen Arruda üniversite aleyhine açmış olduğu davayı kazanarak, üniversitesini tazminat ödemeye mahkum ettirdi.
Arruda Brezilya’da mini etek giydiği için cezalandırılıyor, Türkiye’de öğrenciler türban taktıkları için. Brezilya’da üniversite bakanlık baskısıyla geri adım atıyor, Türkiye’de YÖK müdahalesi ile. İki örneği benzeştirmek çok kolay. Ancak arkaplanda görünenin ötesinde bir uyuma rastlamak mümkün.
Louis Althusser, devletin egemen ideolojik aygıtının öğretim sistemi olduğunu söyler. Öğretimsel ideolojik aygıt gerek özel gerekse devlet okullarının oluşturduğu sistemdir. Bu sistem aracılığıyla üretim sisteminin yeniden üretimi sağlanır. Basitleştirilmiş ifade ile devlet temel kabullerini ve varlığının güvencesi ilişki ağlarını zihinlere nakşeder. Temel eğitim düzeyinde başlayan bu çarka direnmek başlarda mümkün değildir. Ancak zamanla birey kimliğine kavuşarak tercihler ortaya koymaya başlayan öğrenci sorgulamaya ve itiraz etmeye başlar. Kimi zaman çokta sorgulamadan maruz kaldığı her türlü dayatmaya başkaldırır. Lise düzeyinde ürkek bir isyandır yaşadığı. Kravatı gevşetmek, eteği bir kat kıvırmak gibi basit tezahürleri olduğu gibi örgütlü direnişe de marjinal düzeyde de rastlanır. Ergenlikle saçmalıkları olarak algılanır, duygusal asabiyete bağlanır o yaşlarda. Üniversite ise sınırların en rahat zorlandığı seviyedir. Diklendikçe güven kazanır, güven kazandıkça diklenir. “Veli” vesayetinden “devlet” vesayetine yönelir başkaldırı.
Sorun sadece türban, başörtüsü ya da ne isim verirseniz verin sadece bir kılık kıyafet, din özgürlüğü, ifade hürriyeti sorunu değildir bu nedenle. Kamusal alanın rol modellerinin reddiyesidir bir diğer anlamda. Devletin ideolojik kurbanlarının sorunu.
Devlet rol modellerini değiştirse de kontrol gücünden vazgeçmeye yanaşmaz. İlk yazısının mürekkebi kurumadan YÖK’ün tüm üniversitelere gönderdiği bir başka yazı ile kampuslerde sivil polislere yer tahsis edilmesini istemesi bunun içindir.. Althusser’in terminolojisini kullanmaya devam edersek, devletin baskı aygıtı olan Yüksek Öğrenim Kurumu birbirinin takip eden uygulamaları ile gerçek yüzünü göstermektedir. Bir yandan eğitim hakkı sloganıyla ileriye doğru attığı adımı kampuslerde sivil polis istasyonları kontrol altında tutmaktadır. Ne gariptir ki devletin egemen baskı aygıtı olan kolluk kuvvetleri de “özgür ve güvenli üniversite” toplantısının çıktısı olarak üniversitelere konuşlandırılmaktadır. İki uygulamayı birlikte okuduğumuzda amaç özgürlük alanlarını genişletmekten ziyade bir nedenle sistem dışına itilen öğrencileri sistemin içine dahil etmektir. Ancak bu öğrenciler kendilerine lutfedilen eğitim hakkını suistimal ederek daha fazla özgürlük talep eder hatta çizilen sınırları aşmaya kalkarlarsa özgür üniversitenin güvencesi sivil polislerce kontrol altına alınacaklardır.
Arruda ya da Ayşe fark etmiyor. Özgürlükler sınırları çizen düzenleyici otoritelerin insafına bırakılmış durumda. Bahşedilen özgürlükleri kullanırken göz yumulan marjinalliğin ötesine geçmeyelim diye de güvenliğimizi sağlayıcı otoriteyi yanın başımızda hissediyoruz. Yönlendirilmeye, kandırılmaya müsait zihinlerimize zehredilecek zararlı fikirlere karşı devlet korumasına muhtaçtır. O yüzdendir ki Özgür ve Güvenli Üniversite için gösterdiği çabalardan ötürü YÖK’e şükranlarımızı sunmak boynumuzun borcudur. İsyan kültürü ise üniversite diploması ve Sosyal Güvenlik Kurumuna kayıtla son bulur. Yıllar sonra eski dostlarla paylaşılan isyan günlerinde kalan aşk hikayeleri kalır yadigar.