Acı çekmek özgürlükse, özgürüz ikimizde der o meşhur şarkısında Ahmet Kaya. Acılar özgürleştiriyorsa bizi son bir ayda daha da özgürleşti ülkem insanları. Ne gariptir ki acıya şerbetlenmiş bizler canımız yandığında dahi “acımadı” demeyi marifet saymışız. Oysa en insani duygu kalp sancısı, yürek acısı. Gözyaşlarımızı saklamışız sanki utanmak gerekiyormuş gibi. Utandığımız insanlığımız mı ? Gülmek de ayıp ağlamak da çelişkili bir şekilde. Her ikisi de duygu taşıyor diye.
Hissetmeden yaşamakla hissettiğini gizleyerek yaşamak arasında bir yol yok mu ? Sevindiğinde doya doya gülmek hafiflik, üzüldüğünde ağlamak zayıflık. Etten kemikten heykelleriz sanki. Kuş kafeslerine hapsettik yumruk kadar yüreklerimizi. Düşmanlarımız sevinmesin diye erteledik kederlerimizi.
Acı çekmek özgürlük, acıyı yaşamak, haykırmak. İsyan etmek canımızı yakanlara. Susup kabullenmeden kafa tutmak zulme ve zalime. Gücümüz yetmese de doğaya. Kendi ellerimizle duvarlar örüp hissiyatlarımızı o duvarlara örseletmektense ucsuz bucaksız göğe haykırmak feryadımızı.
Silme bu akşam gözyaşını, bırak aksın yanaklarından. Bir küfür savur ağız dolusu haber bültenindeki o kahredici ayrıntıya. Koltuğuna zincirli değilsin. Kalk ayağa bağır avazın çıktığınca. Önce kendi duvarını yık ki, başkaları hudutlar çizemesin sana.
Sonu belli bir dünyanın konuğu bizler, sonsuzluğa göç edenlerin ardından iki damla gözyaşı dökmekten utanıyorsak, vicdanımızı bile acının kimliğine göre şekillendiriyorsak eğer, basiretsiz köleleriyiz demektir ezberletilmiş dünyanın. Bu ayıp yeter bize ….
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklukta
Deprem kargaşasında.
Yaşadım birkaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de.
Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Buğu diye gözlerimde
Gün batımı bulutlarmış.
(Ahmet Kaya’nın anısına saygıyla)