Türkiye’de siyaset yapmak çok kolay aslında. Herhangi bir kahvede, her hangi bir gazete haberi üzerine yüksek sesle yorum yaptığınızda sesiniz bir karşılık bulur muhtemelen. Ve başlarsınız memleketin yüce meselelerini tartışmaya.
Bu yetmiyorsa size, A partisinin Z Beldesindeki teşkilatından içeri girer selam verir siyasi kariyerinize başlarsınız. Sıradan üyelikten Gladyatör üyeliğe yol alırsınız hızla.
Bir siyasiye partiye sempatizan,üye , delege, bilmem ne başkanı gibi sıfatlarla eklemlendiğinizde yeni bir etiketiniz vardır artık. Kahvede de , parti binasında da o etiketi taşırsınız. Fikirleriniz parti rozetinin süzgecine takılır. Eskiden pervasızca konuşuyorsanız, artık durup düşünmeniz gerekir partinizini büyükleri bu konuda ne diyecek diye. Siz büyüyüp Milletvekili olsanız dahi sizin yerinize düşünecek, daha doğrusu sizin düşünebileceğiniz alanın çizgilerini çizecek bir büyük hep olacak.
Bazen buna isyan edeceksiniz. İstifa edecek küsüp gideceksiniz. Fare / dağ misali. Eskiden bu daha kolaydı. Partilerin ölçekleri yakındı. ANAP’ a küsen DYP’ye, SHP’ye küsen DSP’ye giderdi. Şimdi küstüğü ile kalıyor herkes. Yada gidip kendi partisini kuruyor ailecek…
2009 yerel seçimlerinden sonra bir siyaset büyüğü küçük partilerin pusulada olmaması gerektiğini söylemişti. Radikal İKİ’de bu saçma fikre cevap yazmıştım dilim döndüğünce. Sonraları zatı muhterem bir küçük partinin basına geçip daha da küçülttü partisini. Ama siyaset yapmaktan vazgeçtiğini sanmıyorum. Çünkü siyasetin öyle kolay vazgeçilebilecek bir şey olduğuna inanmıyorum. Bu nedenle sınırları belli alanlarda siyaset yapanları da, küsüp kendi çemberinde siyaset yapanlarıda eleştirmiyorum. Ama en önemlisi küsmeden, yılmadan, kendilerini başkalarının çizdiği sınırlara hapsetmeden siyaset yapanları takdir ediyorum.
Anlaşılacağı üzere küçük partilerde siyaset yapmanın hazzına getiriyorum konuyu birkaç yazı önce söz verdiğim üzere. Sizin partiye ihtiyacınız yoktur, partinin size ihtiyacı vardır bu örgütlerde. Kendini kaf dağında görenler dışında tahammül eşiği en yüksek olan partiler bunlardır. İdeolojileri sınırlarını değil, kimliklerini tarifler. Ortak bir kimlikte farklı fikirler ortaya koymak eleştirilse de dışlanmaz. Mücadele gücünüzle eş oranda güçlüsünüzdür bu partide. Unvanınızın, pozisyonunuz önemi yoktur. Hedefiniz son tahlilde elbette iktidar olmaktır. Yoksa adınız Parti değil Dernek olur. Ama farkınız sabrınız ve tutarlılığınızdır. Gün gelir yıllar önce küçük salon toplantısında minik bir azınlığa fısıldadığınız fikriniz, yıllar sonra bir büyük partinin dört elle sarıldığı politika haline dönüşür. Aslı sizindir kopyası onların ama fayda ülkenizin. İktidar başkasıdır ama muktedir siz.
Tüm cevap neden siyaset yaptığınızda gizlidir aslında.Dikkat partinin değil sizin neden siyaset yaptığınızı soruyorum. Partilerin siyaset yapma gerekcesi belli. Sizin gerekçeniz ne. İktidara sahip çıkmak mı fikrinize, inancınıza, ideolojinize sahip çıkmak mı ?