Karlı bir kış günü, beyaza nazır bir kafede şiir okuyordum sana. Bol limonlu iki fincan ıhlamur masada. Sen sıkıldın sanırım şiirimden, gözlerin, kara bata çıka yol alıyordu benden. Bir an bende sustum. Seyre daldım seni. Bitmeyeceğini umduğum sessizliğin en derininde bana çevirdin yüzünü. Tebessüm ettin zarifçe. Ve sihri bozan yine bendim, başladım anlatmaya..
Bilirim sevmezsin şiirleri, hele ki uzun şiirleri.
Belki de siyahla beyaz kadar farklıyız senle sırf bu yüzden bile.
Ne var ki benim tutkum siyahla beyazın o tezat birlikteliği.
Bursa’da okudum üniversiteyi. Bir okul şehrinden öte kendimi keşfettiğim bir şehirdi bu nedenle Bursa.
Sokaklarını arşınladım adım adım. Kulağımda sony walkman, şarabi şarkıların tınısında yolların bitip dağın başladığı mahallerine kadar gezdim.
Bir hocam “herkesin bir kenti vardır, sizde kendi kentinizi bulduğunuzda bırakmayın” demişti, nurlar içinde yatsın.
Benim kentim de Bursa sanırım. 2000 yılının yazında ayrıldığımda bu şehirden, hasret başladı benim için.
Ve başladım vuslatı beklemeye. Bir gün döneceğim bu kente.
Ara sıra kaçamaklarım oldu canım İskender çekti bahanesiyle.
Hiç biri tam kavuşma değildi. Hep bekledim, bekliyorum ve bekleyeceğim bu şehre döneceğim günü.
Yine böyle bir başıma, bir bahar öğleden sonrası, kulağımda walkmanim elimde yeşil kaplı bir şiir kitabı yürümeye başladım. Çekirgeden Yeşile. Bilmezsin ikisi arası kaç adımdır.
Kitabın kapağında “Kayıp Kentin Yakışıklısı” yazıyordu.
Kayıp kentin Bursa, yakışıklısının da ben olduğumu şimdilerde anlıyorum.
Yine o zamanlar sadece akşının ve sözcüklerin nakışının güzelliğine hayran olduğum bir şiirin, zamanla kaderimin tarifi olacağını farkedemedim.
Ben senin beni sevebilme ihtimalini sevdim.
Seni , bir şehri, beşiktaşı sevmek,
Hep bir ihtimali sevmektir benim için.
“Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde”
Çünkü en boğulduğum anlarda nefesimdi bu ihtimal.
Umut can yakıcı bir yaşam ünitesiydi benim için.
Fişini çektiğinde çizginin düz bir hal alacağı.
Sehrin kokusu burnumu sızlattığında,
Bir mağlubiyet gözümü yaşarttığında,
Ya da hayalin zihnimde belirdiğinde,
“Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.
Çünkü sonunda annem oluyordum, babam kokuyordum sonunda..”
Sonunda içimde kalan en temiz adacığa sığınıp,
İnsan oluyor,
İnsanlığımdan mutlu oluyorum.
Bilirim sevmezsin şiirleri, hele uzun şiirleri.
Sıkılırsın elinde olmadan.
Oysa,
Oysa bir umuttu benim ki,
Şiirler o umudun solgun çiçeği..