Ortalık toz duman malum. “Hiçbir yasa, lider ya da rejim yozlaşmayı durduramaz” diyen Machiavelli’nin kulakları çınlıyor her gün. Düşünürün adıyla özdeşleşen “Makyavelizm” açık açık söylenmese de hakim “izm” olarak açığa çıktı. Machiavelli’nin en bilinen önermesi, başarıya giden her yol mübahdır tümcesinde hayat bulur. Ahlak kuralları hiçe sayılsa bile önemli olan amaç hedefin hasıl olmasıdır. Zat-ı muhteremin ilki kadar bilinen bir diğer önermesi ise “devlet aklıdır”. Yani devletin toplumdan ayrı kendine has bir mantığı vardır.
İşte bu iki önermeyi son on gündür ülke gündemini meşgul eden operasyonlarla birlikte düşündüğümüzde görmezden gelmeye çalıştığımız acı gerçeklerle yüzleşiriz. Dünün derin devleti bugünün paralel devleti olur. Dış mihraklar hep “devlet aklı”na göz dikmiştir. Ama sıradan yurttaşın aklı ermez bu akla. O yüzden herşey açıklanmaz. Açıklanırsa yer yerinden oynar her şey altüst olur.
Hayatın gerçekleri bunlarsa, bu gerçekler karşısında saflıktır iyi kalmak. Devlet saflıkla yönetilmez. Akıl akıldan üstünse, muktedir aklı, devlet aklından üstün olmalı. Yine Machiavelli’nin öğüdüne kulak verelim “ .. konumunu sürekli kılmak isteyen bir hükümdarın iyi olmamayı öğrenmesi gerekir ve bu bilgiyi durumun gereklerine göre kullanmalı veya kullanmamalıdır*.” İnsanlar doğaları gereği kötüdür denemez, ne var ki koşulsuz şartsız her durumda ahlaken iyi olmakta mümkün değildir. Tıpkı tersinin mümkün olmadığı gibi. Sonuçta Machiavelli mutlak, genel geçer ve değişmez bir ahlak anlayışını yadsır. Elbette onunda abdestinden kuşkusu yoktur, sadece dünya gerçeklerinin farkındadır ve Prensi’ni yedirtmez devlet içindeki çetelere.
Abdestinden kuşkusu olmayanlar göz koyduysa minareye, kılıfa ne hacet. Biz zaten ne gideni konuşuruz, ne götüreni. Dön dolaş aynı teori. Basit düşünmek bize göre değil. Kimsenin görmediğini görür, senin bilmediğin neler var deriz. Rasyonel aklın gereğinden girer, devlet olmanın gereğinden çıkarız. Ne hiç bir şey göründüğü gibidir, ne de her şey bu kadar basit. Herkesin bu kadar akıllı ve derin görüştüğü olduğu ülkemde gözlerim bozuktu, aklımdan da şüphe eder oldum. Çünkü gözüm ayakkabı kutularında, aklımsa istifa için bile icazet bekleyen iradelerde takılı kaldı.
Kulaklarını çınlattığımız ya da belki de kemiklerini sızlattığımız Floransalı Machiavelli’nin modern hemşehrisi Giovanni Sartori’den bir alıntıyla bitirelim yazıyı. Ve şükredelim ki bu ülke despotizmle yönetilmiyor. “Tiranlar Yunanlıları (yani özgürlüğe ehil bir demos’u halkı) yönettikleri için, kısa ömürlü olmuşlardır. Despotlar ise özgür olmayı beceremeyen halkları, hiçbir itirazla karşılaşmadan ve sürekli yönetmişlerdir.**
*Armağan ÖZTÜRK , RES PUBLICA ,s.136 Doğu Batı Yayınları 2013
**Giovanni SARTORİ, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş s.222. Yetkin Yayınları 1996