Her kız babasının prensesidir ve prenslere layıktır elbette. Doğduğu ülkenin önemi yok ister Amerika olsun ister Türkiye. İster 19. yüzyılın sonunda Baltimore’da doğmuş olsun, ister 20. Yüzyıl ortasında İstanbul Fatih’de.
Kral olamamış babalar, Kraliçe olsun isterler kızları. O kızların şanslı olanlarının yolları bir prensle kesişir hayat yolculuğunun herhangi bir yerinde. Wallis Simpson’da henüz 19 yaşındayken, bir denizcinin cazibesine kapılır, prensini bulduğuna inanarak evlenir onunla. Ne var ki uzun sürmez bu evlilik. Ardından yaptığı ikinci evlilik onu gerçek prenslerin yaşadığı bir ülkeye, İngiltere’ye sürükler. Kader Simpson’un karşısına aradığı prensi çıkarır eski dünyanın kadim krallığında.
Fatih’de doğan Emine hanım ise 22 yaşında tanışır prensiyle. Ertesi yılda evlenirler büyük engellerle karşılaşmadan. “Kişinin sevdiğinde yok olmasıdır” diye tanımlar aşkı sevdiği adam yıllar sonra. Ne var ki yok olmak için çıktığı yolda varoluş kavgasına tutuşur. Hem bir kavgaya tutuşup hayatla, hem nasıl yok olunur sevdanın derinliklerinde ?
Bayan Simpson evliyken düşmüştür yeniden aşka. Sevdalandığı erkek taht yolunda ilerlerken, tacın onları ayırmasından korkar içten içe. Prens, Kral olduğunda, oda ayrılarak ikinci eşinden Kraliçe olmaya hazırlamıştır kendini. Oysa aşk krallar için bile kolay değildir hiçbir zaman. Prensin Kral olmasını engelleyemese de hiç kimse, Simpson’un Kraliçe olmaması için herkes çabalar elbirliği ile. Kraliyet ailesi de, Kralın hükümeti de karşı çıkar bu evliliğe. An gelir seçim yamak zorunda kalır majeste, ya Kral olup unutmalıdır sevdiğini, ya da hiç olup bırakmalıdır her şeyi geride.
İki dünya savaşı arasında kendiyle savaşı başlar Kralın. Bir yanda doğduğu gündan beri hazırlandığı taht, varlık, iktidar ve güç, öte yanda sevdiği kadın. Akıl ve kalp farklı yönler gösterir insan aşık olduğunda. “Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. Aman sakın kendini diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: Bırak kendini, ko gitsin!”*
Televizyonun olmadığı yıllarda radyoda “kendimle ilgili birkaç kelime söylemeliyim” diyerek başlar Ulusa Sesleniş konuşmasına Kral. Tüm ülke, hatta dünya dikkatle dinlerken majesteyi kulaklarına inanamaz “Sevdiğim kadının yardımı ve desteği olmadan, Kral olarak görevimi yerine getirmem ve bu ağır sorumluluğun yükünü taşımam imkansız”** cümlesini duyduklarında. Kral tahtan feragat etmiştir kardeşi lehine ve sevdiği kadını seçmiştir taça karşılık.
Otuz üçüncü kural derki “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”*** Kral’da Hiç olmuştur artık.
1978’de “Aşk , kişinin sevdiğinde yok olmasıdır” diyerek evlenen bizim kahramanımız (!) ise “hiç” olmayı düşünmemiştir bile. Dava (!) adamı olarak mücadele eder yıllarca. Başkan olur, vekil olur, Başbakan olur. Kral doğmamıştır ama Kral olmayı düşler içten içe. Seçilmiş krallar albümünde bir sayfa ayırtır kendine.
Zaman ne gösterir bilinmez. Gönül tahtına oturmadan , köşk tahtına oturmak mümkün müdür göreceğiz. Lakin unutmayın ki aşka aşık değilseniz, krallarda aldanır, krallarda aldatır. Nitekim uğruna tahtdan vazgeçilen Bayan Simpson bile fedakar sevgilisini aldattıktan sonra, seçilmiş kralında sevenlerini aldatmasından doğal bir şey olamaz herhalde.
Şems-i Tebrizi ile bitirelim o halde yazıyı. İster tebaası kralına söyledi varsayın, ister kral sevdasına …..
Sen ol da; ister ‘yâr’ ol, ister ‘yara’;
lütfun da başım üstüne, kahrın da….
*Elif Şafak AŞK Beşinci Kural
** http://www.historyplace.com/speeches/edward.htm
*** Elif Şafak Otuzüçüncü Kural
Not: Wallis Simpson ve Kral’ın aşkı için politik iddialarda vardır. Ben bunları gözardı ederek yazdım bu yazıyı. Ancak Simpson’u Kral’ı aldattığını öğrendiğimde ve bu yazı için görsel ararken aklıma Aşık Veysel’in şu dizesi geldi “Güzelliğin on para etmez, bu bende ki aşk olmasa”.