Seçim akşamı, vatandaşlık görevim gereği 1oyumu kullanıp bir kafeye uğradım gün batımına karşı kahve içmek için. Aklım dolu doluydu. Seçimleri kim kazanacak? Ülke nereye gidiyor? Beşiktaş Arsenali yenebilir mi? Ofiste işler yetişecek mi ? Beklediğim telefon gelecek mi bu akşam? Patron yarın neye kızacak acaba? Evin kirasını yatırdım mı? Ah bir de arabanın vergisi vardı.
Sade bir kahve alıp oturdum her zamanki köşeme. Kitabımı okuyup arınmak istedim tüm bu düşüncelerden. Bir sayfa okudum ya da okumadım bir gölge belirdi yanımda. Ters bakışlarıma aldırmadan elindeki fincanı koydu masama
-Kahveyi sade, rakıyı susuz, çayı demli içmek gerek, diyerek oturdu yanımdaki sandalyeye.
Tanışıyor muyuz? bile dememe fırsat bırakmadan başladı konuşmaya. Oysa hiç haz etmem ani ve gereksiz samimiyetten. Yine de ses edemedim onun girişkenliğine. Elimdeki kitabı bıraktım masaya, kalemimi de yarım bıraktığım sayfaya,
-Altını çizmek gerek önemli yerlerin,
-Genelde çizerek okurum kitaplarımı, diyecek oldum, o ise dinlemeden devam ediyordu konuşmasına
-Altını çizmek gerek önemli zamanların, yaşanmışlıkların, yaşanmamışlıkların, hayallerin ve tabii ki hayal kırıklıklarının.
Bir yudum aldı kahvesinden,
-Siz? dedim
–Ben gereksiz biriyim bu masada farkındayım. Gerektiği için de oturmadım yanına. İçimden geldi sadece. Sen sırf içinden geldiği için bir şey yapmaz mısın hiç?
-Yaparım elbette ama önce düşünürüm mantıklı mı diye?…. bitiremeden ben cümlemi girdi araya,
-Ne olur sonunda? Genelde vazgeçer insan düşününce. Gereksiz bulur sonuçta. Gerekli değilse neden yapayım ki?
Hiç bu açıdan düşünmemiştim sanki haklı gibiydi. Ama sonunu, sonucunu düşünmeden hareket etmek pişmanlıklara neden olmaz mı?
-Hangi hikayenin sonunu biliyorsun ki? Hangi yolun nereye gittiğini? Hangi kararın seni nereye sürükleyeceğini? Sonunu düşünerek Tanrıcılık mı oynuyorsun? Kaderini bilmeden tahmin ederek yolunu kendin mi çizdin sanıyorsun? Kendini kandırıyorsun sadece.
-Kaderine teslim mi olmalı o halde insan ?
-Savaşda mısın ki teslim olasın? Tam bir uzlaşı halindesin aslında. Düşünüyorsun ve boyun eğiyorsun aklına. Zaten koca dünyada bir zerreden ibaret değil misin? Kaderi falan bir kenara bırak. Sana ne kadar büyük gelirse gelsin bu evren senin dünyan sadece senden ibaret . Üzüntülerin senin gözlerinde yaş, sevinçlerin senin dudaklarında tebessüm, kızgınlıkların senin alnında kırışıklık, sıkıntıların senin mide ağrıların, umutların senin rüyaların, aşkların senin kalp atışların.
-Eşim, dostum, ailem ????
-Bak gün batıyor birazdan yıldızlar çıkacak gökyüzünde. Geceni o yıldızlar aydınlatacak. Binlerce milyonlarca yıldız. Oysa gece dönüp sabah olduğunda gökyüzünde tek bir yıldız kalacak. Milyonlarcasının vermediği aydınlığı verecek dünyana.
-Yüreğinin götürdüğü yere mi git diyorsun?
-İlla birşeyler bir yere götürsün istiyorsun seni. Aklın olmazsa yüreğin.
-Akıl olmadı, yürekte değil diyorsun. Boş bir çuval değil ki insan yaprak gibi rüzgara bıraksın kendini.
– Bedenine hapsedilen bir ruh yok mu içinde huzuru arayan? Özgür bırak önce o ruhu. Tüm esaretlerin temeli senin kendi ruhuna taktığın prangalar. Boğuluyorum diyorsun sonrasında, kendi ördüğün duvarlar arasında. Korku adını verdiğin parmaklılar ardından seyrediyorsun hayatı. Bir şekilde yıkıldığında, ya da biri gelip yıktığında tüm o duvarları enkaz altında kalmış gibi hissediyorsun. Üstelik tek sen değilsin o enkazın altında kalan sevdiklerin, sevenlerin de aynı göçük altında. Ama akıllanmıyorsun, yeni duvarlar örüyorsun inatla seni çepe çevre saran. Sanki yeni yıkıntılara hazırlıyorsun kendini. Oysa özgürleşiyorsun yıkılan duvarlar ardında. Temiz havayla tanışıyor cigerlerin. Boğuluyorum sandığın aslında bunlar. Yeni hayatının doğum sancıları. Yeterki sabretmeyi bil, inan ve güven. Ne varki anlamıyor kaçıyorsun. Ne kurtulmaya niyetin var, ne de kurtarılmaya.
-O halde ne yapmak gerekli?
-Hala gerekliliklerdesin sen. Bak dostum, ben kahveyi şekerli, rakıyı bol sulu, çayı ise açık ve limonlu içerim. Kitaplarımın değil altını çizmeye kenarını kıvırmaya bile kıyamam. İlla bir şey gerekli diyorsan illa gerektiği için birşey yapacaksan yaşamak gerek senin anlayacağın, yaşamak gerek….
Son yudumu aldı kahvesinden, ayağa kalktı, acır gibi bakarak yüzüme;
-Gerektiği için yaşamak ne acı yaşamaktır.
Gülümseyip uzaklaşırken o, karmakarışıktı aklım. Topu topu bir kahve içimi kadar sürdü sohbetimiz. Hani derler ya bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır diye. Kırk yıllık nasihat gibi geldi o acı kahve.
Ben yine daldım kendi düşüncelerime. Seçimleri kim kazanacak? Ülke nereye gidiyor? Beşiktaş Arsenali yenebilir mi? Ofiste işler yetişecek mi? Beklediğim telefon gelecek mi bu akşam? Patron yarın neye kızacak acaba? Evin kirasını yatırdım mı? Ah bir de arabanın vergisi vardı!!!
Güneş battı, milyonlarca yıldızla doldu gökyüzü.
Aydınlık bir yaz akşamı.
Yaşamak gerek yine de.
Gerektiği için yaşamak!!!