Ey Seçilmiş !!!

Malumunuz, bir süre iki cumhurbaşkanımız birden oldu. Onbirincisi Köşkteyken onikincisi sırasını bekliyordu. İkisini ayırmak için “Seçilmiş Cumhurbaşkanı” gibi bir tamlama kullanılmaya başlandı. Hatta onbirinci Cumhurbaşkanı bile kendisine “Sayın Seçilmiş Cumhurbaşkanı”  şeklinde hitap etmeyi uygun buldu.

Oysa Ahmet Necdet Sezer ile Süleyman Demirel’i ayırmak için onuncu ve dokuzuncu cumhurbaşkanı ifadeleri kullanılıyordu. Abdullah Gül‘de onbirinci cumhurbaşkanı olarak bekledi göreve başlamayı.

Geçmişte görev yapan onbir Cumhurbaşkanı sanki seçilerek değil de bu göreve atanarak gelmişler gibi bir ifade kullanmak geçmiş yönelik bir haksızlık olsa gerek. Onları halk değil meclis seçti şeklinde bir karşı tez öne sürecekseniz eğer, bir kez daha düşünün. Yere göre sığdırılamayan “Milli İradenin ürünü değil mi o Meclis. Ve yine o Meclis, millet adına, millet tarafından seçilmişler aracılığıyla kullanmıyor mu yetkilerini?

İlla da halkoyu diyecekseniz, 1982 anayasasının geçici birinci maddesini bir hatırlayalım.

GEÇİCİ MADDE 1.? Anayasanın, halkoylaması sonucu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olarak kabul edildiğinin usulünce ilânı ile birlikte, halkoylaması tarihindeki Millî Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatını kazanarak, yedi yıllık bir dönem için, Anayasa ile Cumhurbaşkanına tanınan görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

Unutmayın ki bu maddenin içinde yer aldığı 1982 Anayasası %91.4 oyla kabul edildi. Yani  mevcut cumhurbaşkanının aldığı oydan yaklaşık %40 daha fazla oyla kabul edilmişti. Elbette 82 Anayasasına karşı bir güzelleme yapmak ya da o günün koşullarını göz ardı etmek gibi bir niyetim yok. Zaten beni rahatsız eden, “Seçilmiş” kelimesi kullanılırken dillerden geçenin ötesinde bazı zihinlerin yeni Cumhurbaşkanı’na kendisinin de taşımak istemeyeceğini umduğum özellikler yüklemesi.

Nedir beni asıl rahatsız eden? Meşruiyetin kaynağının kutsanması. Modernite öncesi dönemde gerek batı gerekse doğu toplumlarında yaygın olarak iktidar hükmetme yetkisini ilahi bir güce dayandırarak ailesini/kendisini seçilmiş addederdi.

Emevilerle birlikte İslam coğrafyasına hâkim olan bu anlayış, siyasi otoriteye muhalif olan herkesi kafir olarak nitelemekteydi. Ki Halife-i resulullah (Peygamberin halifesi) ifadesi yerine halifetullah (Allahın halifesi) ifadesi kullanılmaya başlanmıştır.

İslamiyet öncesinde de Türk toplumu yukarıdaki benzetmenin uzağında değildir. Orhun kitabelerinde Bilge Kağan “(Ben) Tanrı gibi (ve) Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan” demektedir.

Yüzyıllar boyunca batıda Krallara tacın  Papa tarafından giydirildiği gerçeği, konu iktidar olunca batınında doğudan farklı olmadığını ortaya koyar.

Dinsel meşruiyet iktidarı da, iktidarın kaynağını sorgulanamaz, günahsız kılıyordu. Zaman içerisinde halk egemenliği kavramı gelişirken iktidarlar bu sefer aynı kutsiyeti bu kavrama yüklemeye başladı. Oysaki sorun iktidarın kaynağında değil, bu kaynağın kutsanmasındaydı.

İster dinsel olarak “Seçilmiş” olsun, ister halk tarafından “Seçilmiş” olsun iktidar olmak eleştiriden, sorgulanmaktan, muhalefetten azade olmak anlamına gelmez, gelmemelidir.

İşte Seçilmiş” kelimesinin bende yarattığı rahatsızlık bundan kaynaklanıyor.  Değil %52, %92 ile bile seçilmiş olsa hiçbir muktedir mutlak itaat edilecek kişi değildir benim için. Kelimeler insanların verdiği anlamları taşır sırtlarında. Seçilmiş kelimesine de kutsiyet yüklenmeye başladığında kendi müminlerini ve kâfirlerini yaratır kaçınılmaz olarak. Böyle bir cepheleşme tartışmayı savaşa, meydanı kefenleri ile gezenlere bırakır maalesef.

Ey seçilmişler, unutmayın ki sizi seçen faniler günahsız değil ki kendinizi günahsız sayasınız. Her günahkâr gibi sizde bizim gibi gün gelir hesap verir, bedel ödersiniz.

Yorum bırakın