Aynı sözler…. Mümkün mü ?

–          Ne söyleyeceksen çabuk söyle hadi

vapur-D0E6-ED27-94ECdiyordu kız telefonun diğer ucundaki muhatabına. Bir cümle kurmasına bile fırsat verecek kadar sessiz kalamıyordu oysa.  Birkaç saniyede bir  “hadi hadi” derken aradaki zaman diliminde karşısındakinin anlamlı bir şey söylemesi imkânsızdı. Sonunda;

–          Yine aynı şeyleri söyleyeceksen kapatıyorum. Görüşürüz, vapur kalkıyor.

dedi ve kapadı telefonu birden bire.

Telefonuyla konuşarak iskelenin bekleme salonuna girdiğinde vapurun kalkmasına daha yarım saat vardı.  Çevredekileri umursamadan dert yanıyordu bir şeylerden. Zaman zaman tekrar ediyordu aynı cümleleri. Sesi bazen ağlamaklı bazen kızgın çıkıyordu. Yirmi, yirmi beş dakikalık bu iç döküşün ardından karşısındakinin konuşmasına izin verecek sandığım bir anda vapuru bahane edip kapadı telefonunu birden bile.  Oysa vapur daha yeni yanaşmıştı iskeleye ve açılmamıştı henüz kapılar. İhtimaldir ki yüzüne kapamıştı telefonu meçhul dinleyicisinin. Birkaç dakika geçmeden bir mesaj sesi duyuldu. İstem dışı gazeteden kaldırıp başımı o yöne baktım. Kız telefonuna bakıp;

–          Off ya bıktım, benim ne halde olduğumu biliyor musun sen !!!

dedi kendi kendine. Hızlı adımlarla açılan kapıdan vapura yöneldi. Bir film karesinden fırlamış gibiydi ardından baktığımda.

Ne demek aynı şeyleri söylemek diye geçirdim içimden. İnsan istese de aynı şeyleri söyleyemez ki her seferinde.  Her cümle aynı olsa da kelimesi kelimesine söylenen farklıdır her söylenişte. Söylenen de duyulanda.

Düşünsenize, seni seviyorum dendiğinde herkes aynı şeyimi söylüyor birbirine. Öyle olsa her sevgi birbirinin kopyası olmaz mıydı? Ne özelliği kaldı sizin hislerinizin. Hisler kopyalanabilir şeyler mi?

Daha ötesi, aynı kişiye sabah, öğle, akşam günde  üç kere seni seviyorum deseniz bile aynı mıdır söylediğiniz? Gözünüzü açtığınız içinizde huzurla yanınızdaki sevgilinizi, odasındaki annenizi, beşiğindeki bebeğinizi öpüp seni seviyorum dediğinizi düşünün. Kelimeler değişmiyor ki. Aynı mı sevginiz hepsine?

Öğlen işinizin gücünüzün arasında sıkılıp bunaldığınız anda, telefonunuz alıp kendinizi dışarı atmadınız mı hiç, daha sabah evden çıkarken öpüp seni seviyorum dediğiniz birini arayıp aynı cümleyi kurmak için.  Sevdiğiniz kişi aynı olsa da kelimeler dudaklarınızdan sabah ki hislerin aynısı ile mi dökülür yoksa özlem mi karışır içine kâfi miktarda?

Ertesi gün iş yerinde yine aynı saatte bu kez müdürünüzden yediğiniz fırça sonrası aradığınızda  dün  seni seviyorum dediğiniz sevdiğinizi, dünden farklı, kırık kalbinizden izler taşımaz mı ses tonunuz?

Sevgiyi bir kenara bırakın, kızgın anlarınıza savurduğunuz bir küfür milyonlarca kişi tarafından aynı şekilde söylenir muhtemelen. Yine de her birinin  kelimelere yüklediği his farklı değil midir?  Siz bile aynı küfrü herkese aynı kinle mi söylersiniz? Küfürlere bile hedefine göre sempati kattığınız olmaz mı hiç?

Unutun sevgiyi, nefreti, özlemi vesaireyi.  Her gün yaptığınız sunumu, her gün anlattığınız dersi, her gün tartıştığınız siyaseti düşünün. Hep aynı şeyleri söyleseniz bile aynı mıdır heyecanınız, tutkunuz, sabrınız, umudunuz, karşınızdakilerden beklentiniz. Hangi konuşmanızı sıyırabilirsiniz hislerinizden. Matematik formülü bile anlatsanız,robot değilsiniz,  soyutlayamazsınız ruhunuzdaki küçük esintilerden.

Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz demiş ya Heraklitios  aynı cümle de iki kez kurulmaz aslında. Cümlelerin bileşeni kelimeler olsa da ruhu vardır bilmediğimiz. Her cümlenin ömrü bir nefesliktir. Her nefeste tüketirken bir ömrü, her nefeste yeni bir can verir insan sözcüklere. Yazıya döküp vücut bulsalar da kâğıt üstünde, bin kez okusanız, bin farklı şey hissedersiniz her okuyuşta. İnanmıyorsanız bir daha okuyun bu yazıyı, neler gelecek aklınıza, hangi hatıra canlanacak zihninizde, hangi ayrıntı belirecek gözünüzde ilk okuyuşunuzda gözden kaçırdığınız. Hiç biri olmasa sıkılacaksınız ikinci tekrarda ister istemez ukalaca cümlelerimden.

Bin kez dinleyip sıkılmıyorsanız duyduklarınızdan, marifet sadece söyleyende değildir aslında. Sesleri kulaklarınızda duysanız da, kalbinizde yarattığı tınıda bulur anlamlarını.  Kırgın anlarınızda umut, kızgın anlarınızda huzur için dinlemeyi öğrenmeli önce insan.  Öyle üstün körü kulak kabartarak değil, eskilerin dediği gibi can kulağıyla dinleme. O can kulağını başınızın iki yanındaki aramayın boşuna. Yumun gözlerinizi bir zahmet, derin bir nefes alıp tebessüm ettiğinizde bir ses duyuyorsanız derinlerde açıktır hala can kulağınız. Kimin sesiyse orada duyduğunuz uzanın telefona bu sefer siz fısıldayın onun can kulağına. Hadi ama.

***

O gün salonda tek başıma kaldığımı fark ettiğimde iskelenin kapısı kapanmış, vapur yol almaya başlamıştı Beşiktaş‘a doğru. Gayri ihtiyari bir küfür süzüldü dudaklarımdan beni düşüncelere iten kızın ardından. Bıyık altı bir gülümseme yerleşti yüzüme, bir ahla karışık mırıldandım,

–          Sana sabreden zavallı çocuğa acırım sağır kız….

 

Yorum bırakın