Sessizce Dinledik Suskunluğumuzu

bank-C221-1398-C416Arkamızda kapanan çelik kapının sesi. Öylece durduk bir süre kapının önünde. Doktorun söylediklerini düşünüyorduk ikimizde. Elini tutacak gibi oldum bir an, yumruklarımı sıktım. Bu son gelişimizdi doktora. İlk adımı ben attım dışarıya doğru, beni izledi gölge gibi.

Binanın önünden, taksi çağırmak için yöneldim kaldırıma. Bana aldırmadan meydandaki banklara doğru sürdürdü adımlarını. Bir banka oturdu, gözlerinde nemi görüyordum. Konuşacak olsa hıçkırıklarını da duyacaktım. Oturmadı, çöktü adeta, başı iki elinin arasında. Bende yanıbaşına. O yere, bense göğe baktım bir süre.

Yaza ihanet edercesine serin esiyordurüzgar. “Üşüyeceksin”  dedim. İki yana salladı başını. Doğruldu. Sırtını yasladı sonra bana. Dizlerini bankın üstüne çıkartıp çekti karnına doğru. Saçları parmak uçlarımda.

Sessizce dinledik birbirimizin suskunluğunu.  Ben kırgınlığımı, o pişmanlığını anlatıyordu tek kelime etmeden. İki saat kadar sürdü bu sessiz iç döküşümüz. Sonra hangimiz kurdu ilk cümleyi hatırlamıyorum, bir anda gülerken bulduk kendimizi. Muhtemelen o alakasız bir şey söylemişti, ya yoldan geçen birinin elbisesine takılmıştı ya da halimizle dalga geçmişti.

Son değil ilk günümüzdü sanki. Çocuk gibi neşeli olduğumuzdan olsa gerek parka götürdü ayaklarımız bizi. Zıplıyor koşuyordu etraftakilere aldırmadan. Şaşıyordum onun bu hallerine.  Hep utanırdı, sevgisini de sevincini de göstermekten. “Hadi elektrik yapalım “ dediğinde az daha yutacaktım küçük dilimi. Elimi tuttu ve sallanmaya başladık  yol kenarında. Yaşlı bir amca gördü bizi. Bir de köşedeki seyyar satıcı. Düşer gibi oldu bir an, endişe ile kucakladım onu “şaka taptımmm” dedi gözlerinin içinde ışıltıyla.

“Hadi biraz dinlenelim” dediğimde, oyunu bırakmak zorunda kalmanın hayal kırıklığını yaşadı, bende oyun bozan olmanın vicdan azabını.  Salıncakların yanındaki masaya oturduk. Elimi tuttu cesurca. Aklına gelen herşeyi anlatıyordu, bir daha anlatamayacakmış endişesiyle. Hem anlatıyor hem de vara yoğa gülüyordu, bense dalıp gidiyordum gülen gözlerine. Rollerimiz değişmişti bugün, o durmaksızın konuşuyor bense dinliyordum sadece tebessümle.

Hava kararmaya yakın kalktık yerimizden. Zaman nasıl geçti anlamadan. İlk kez yürüdüğümüz o yolda son kez sarılıyorduk birbirimize. Tam veda etmek üzereydik, alnından öptüm son kez.  “Dur” dedi,” dur bir dakika” diyerek markete girdi birden.  Sürüklendim bende peşinden.  Muz aldı önce “vitamine ihtiyacın var iyileşmek için”, krem peynir “ve güzel güzel kahvaltılar yapmalısın”  bir kavanoz da fındık ezmesi “sen çok seversin, merhem olsun yaralarına” tam kasanın yanındaki CD’lerden birini de alıp ekledi “müzik de bir tedavidir unutma”.

Taksi durağının yanındaydık artık. Dilenen bir çocuk geldi yanımıza. Elimle bekle dedim ona.  Kaldırımda kirli yüzü temiz yüreğiyle seyre başladı bizi.  Ne onun bakışlarına aldırıyorduk ne de çevredeki herhangi bir kimseyi. Avuçlarımın içine aldım yanaklarını,  alnından öptüm yine “geçicek hepsi” dedim. Gülümsedi sadece. “Doktordan çıktığımızda, gitseydin, ne yapardım bilemiyorum. Yığılır kalırdım herhalde” dedi. “Asla seni yalnız bırakmayacağım” dedim.  Ellerimi tuttu sımsıkı. “Biliyorum”.

Ama ben bilmiyordum onunla geçen son güzel günümüz olduğunu. Elimde bir market poşeti arkasından bakakaldım bir süre. “Ağbi” demesiyle dilenci çocuğun kendime geldim. Cebimden para çıkaracak oldum. “Para istemiyorum ağbi, marketten birşeyler al eve götüreyim” dedi. İçeri girdik Dediği gibi yaptım. “Dua et, bizim için dua et” dedim ona.

Hava iyice kararmış, mevsim kendini kaybetmiş kalın damlalı yağmura teslim olmuştu. Islanıyordum. Umarsızca geri döndüm sabah oturduğumuz banka. Yağmurla karıştı gözyaşlarım. Dudaklarımda dua “Ne olur Allahım” sadece “Ne olur Allahım” gerisi gelmiyordu bir türlü.

Ama olmadı. Derman bulmadı hastalığımız. Kaybettik. O gece kaybettik.

Ne miydi hastalığımız? Ne fark eder ki, iyileşmekten vazgeçtiysek eğer.

 

Yorum bırakın