Ağaçlar sonbahara çoktan hazırdı göçüp gittiğinde fani dünyadan. Ve bu şehir o eski İstanbul değildi artık. Karanlıkta bulutlar parçalanıyor, Sokak lambaları birden yanıyordu. Kaldırımlarda yağmur kokusu hala duyulurken, o toprağa kavuşuyordu. En sevdiğim şiirlerin şairi, Attila İLHAN.
Sevmeyi ondan öğrenmedim elbette. Severken yalnız olmadığımı öğrendim sadece. Korkularımdan utandığım anlarda “Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur”diye fısıldadı kulağıma. İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur dediğinde yorgunluktan çöküp kalmıştım koltuğuma. Bıçak sırtı bir yaşam diye geçiriyordum ki içimden Tutsak ustura ağzında yaşamaktan bahsetti bana.
Saf ve sonsuz olduğu kadar erişilmez bir mutluluk vaadiydi “Sana kullanılmamış bir gök getirsem” mısrası. Aramızdaki sır da “Belki haziran da mavi benekli çocuksun, Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor” dizesi. “Belki körsün kırılmışsın telaş içindesin” kalp gözünü kör eden kırgınlıklara isyanınım sesi.
Hasılı, hemhal olduğum sevda zamanlarında yazılmamış mektuplar hasretlik söylerdi Lili Marlen türküsündeki gibi. Yazılmamış her mektubunun köşesine de bir şiir ilişirdi usulca..
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin.
Tutkunun ve adanmışlığın, en güzel itirafıydı bu şiir. Bir yaşam hayaliydi senli,benli. Ta ki gençlik düşleri bayrağı devredinceye dek, ayrılıklara, hayal kırıklıklarına. Ne var ki Ayrılıkta sevdaya dahil, çünkü ayrılanlar hala sevdalı. Bu sevda varlığı yokluk ediyordu sonunda. Erdemin yok olmaktan geçtiğini öğrendikçe insan, önce sevdiğini yok ediyor benliğinde.
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesinle ağlayarak
Sen benim hiçbir şeyimsin.
Herşey anlamsız geldikçe hayata dair, hiçlik değer kazanıyor an be an. Herşeyden ve herkesten sıyırıp “o”nu yok kılıyor. Ne kadınlar sevdim zaten yoktular, böyle bir sevmek görülmemiştir diyor benim yerime. Ve kaybolup “yokluk” ummanında sonunda kendini buluyor. Savrulup düşten düşe kavruluyor. Yine de hiçliği ile yüzleşmek koyuyor insana.
Ben birinin hiçbirşeyiyim,
En çokta bu koyuyor,
Ortak tek bir fotoğrafımız bile yok,
Bugunler de ben adsız bir özlemim,
Yağmur yemiş bir deniz gibiyim…
Hayat , herşeyden hiçbirşeye doğru yolculuk. Kundaktan mezara seyr-i seferde sahip olduklarımız sevdiklerimizi, olamadıklarımız ise bize korkutur.
Bana ait ne varsa hepsi seni korkutuyor
Sana ait ne varsa biçbiri benim değil
Belki ölmek hakkımı kullanıyorum
Hak mıdır ölmek. Ölmekse nasıl ölmek. Paldır küldür, düşe kalka. Heyecanlarla birlikte susan sazendeler ve ebedi sessizlik.
An gelir
Paldır küldür yıkılı bulutlar
Gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
O eski heyecan ölür,
Çalgılar susar heves kalmaz,
Şataraban ölür
Kahredici suskunlukta Son umut kırılmıştır, Kaf dağının ardındaki. Umutsuz bir bekleyiştir, ne selam artık ne sabah.Boşa bakar ufka gözler kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları, çocukluğumuzla birlikte evvel zaman içinde kalbur saman ölür.
Bugün 11 Ekim. herşeyden, hiçbirşeye olan yolculuğumda, şiirleri ile bana yoldaşlık eden büyük şairin ebediyete kavuştuğu gün. Bir göçtür onun ki, bir kavuşma bir vuslat. Görüngüler diyarından sonsuzluk alemine. Ölüm mü ? Hâşa. Sevda ölürse bir gün an gelir şairler de ölür.
Görünmez bir mezarlıktır zaman
Şairler dolaşır saf saf
Tenhalarda şiir söyleyerek
Kim duysa korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
Saatli bir bombadır patlar
An gelir
Attila İlhan ölür.