“Türkler çok konuşurlar ama hiç bir şey yapmazlar”

ekil-1-6F35-F266-3213Başbakan Ahmet Davutoğlu Nisan 2001 yayımladığı kitabının bir bölümünde “Kaçınılmaz bir hinterland Ortadoğu[i]başlığını kullanmıştı.  Bu başlık altında  Türkiye’nin Ortadoğuya yönelik kapsamlı bir strateji geliştirmesinin zorunlu olduğunu ifade etmektedir[ii]. Danışmanlığı, Bakanlığı ve nihayetinde Başbakanlığı döneminde de  bir strateji dizayn etmeyi amaçladığı şüphesiz. Strateji ne bilmiyorum ama uygulamada anladığım her konuda söyleyecek sözümüzün olduğu her konuya müdahil olma hevesinde olduğumuz. Devletimizin her açıklaması sonrası Kral Abdullah’ın anılarındaki şu cümle geliyor aklıma “Endişelenmeyin gösteriş meraklısı Türkler çok konuşurlar ama hiç bir şey yapmazlar”.[iii]

Peki Türkiye gerçekten konuşmaktan başka bir şey yapmıyor mu ? Müdahale etmiyor mu ?  Bunun için önce  “Müdahale” kavramını tariflemek gerekir. En geniş anlamıyla müdahale egemen devletin iç işlerini etkileyen dışsal eylemlere gönderme yapar[iv].  Sadece bomba atıp asker göndermekten ibaret değildir özetle. Resimdeki şekil müdahalenin düşük zorlamadan yüksek zorlamaya aşamaları gösterilmektedir.

Türkiye çevresindeki olaylara müdahale etmiyor diyebilir miyiz bu durumda ? Sadece demeçlerle bile hemen hergün,  hemen herşeye müdahale ediyoruz. Bu müdahale ne kadar meşru derseniz .referansımız Birleşmiş Milletler.  2005 yılında  düzenlenen BM  Tehditler, Fırsatlar ve Değişim Üst Düzey Paneli “sivilleri savaşın sonuçlarından ve insan hakları ihlallerinden….. korumanın ortak uluslararası sorumluluk olduğu ilkesi” onaylamıştır.[vi] Bu sorumluluğa dayalı müdahalenin ön koşulu egemen devletlerin,  isteksizliği  ya da yetersizliği olarak tariflenmiştir.

Güneyimizdeki iki  egemen devlette isteksiz olmasa da yetersiz.  Biz de son aşamaya geçmek için egemenliğin el değiştirmesini şart koşuyoruz.. Michael Walzer egemen devletlere karşı müdahaleyi haklı gösterecek bir istisana olarak “katliam tehditi altındaki insanları kurtarmak” olarak belirtir[vii]. Ne var ki  ABD Dışişleri Bakanı John Kery’nin açıklamasına göre katliam tehditi altındaki insanlar bile “Türkiye’nin kara gücünü istemiyor”[viii]. Onlar istese bile güney komşumuza bir askeri müdaheleyi kuzey komşumuzda istemiyor. Rus Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Suriye toprakları üzerinde Türkiye’nin herhangi bir eylemi saldırganlık olarak yorumlanmalıdır”[ix] diyor.

Sonuçta Türkiye, bütün bileşenleri dikkate alarak sürekli birşeyler yapıyor. Çevresinde olup bitenlere müdahale etmeye çalışıyor. Kendince bir tutarlılık ortaya koymaya çalışıyor. Heyecanlı ve agresif bir bir şekilde herşeyin bir parçası olma gayretinde. Oysa en fazla ihtiyacı olan şey sukunet. Hem içeriye karşı hem dışarıya karşı. Parçalarla uğraşmayı bırakıp bütüne odaklansa. Sürekli bir şey söylemeyi bırakıp dinlemeyi denese.Özetle az konuşsa, öz konuşsa. Bir şey söylediğinde bunun aksiyoner bir karşılığıda olsa. Sözü daha çok dinlenir, eyleminden daha çok çekinilir. Aksi halde düzenli olarak birileri “bizim sabrımızı sınar”

 

 


[i] Stratejik Derinlik, Ahmet Davutoğlu Küre Yayınları Şubat 2003 12. Baskı. s.129

[ii] Age.142

[iii] Biz Osmanlıya Neden İsyan Ettik , Kral Abdullah, Klasik Yayınlar 10. Baskı Kasım 2013 S.67

[iv] Küresel Çatışmayı ve İşbirliğini Anlamak, Türkiye İş Bankası Yayınları, Joseph Nye Jr & David A Welch .3.Baskı Kasım 2013 s.281

[v][v] S.281

[vi] s.280

[vii] Age. S 286

[viii] Taraf Gazetesi 12 Ekim 2014

Yorum bırakın