Cumhurbaşkanı duyarlılık gösterip, maden faciası nedeniyle Cumhuriyetin 91.yılı için “Ak Saray”da vereceği resepsiyonu iptal etti. Başlı başına övgüye layık bir hareket. Ama “Unutmayalım ki totaliter eğilimli toplumlar sevaplarını, özgürlük yanlısı toplumlar günahlarını abartırlar” Bu söz 1999-2000 Adli Yargı Yılı açılış konuşmasında dönemin Yargıtay Başkanı Sami Selçuk tarafından J.Daniel BOORSTIN’den alıntılanarak söylenmişti. Biz de totaliter bir toplum olmadığımızdan bu konuyu abartmıyoruz. Bu vesile “Eski Türkiye” de büyük yankı uyandıran konuşmayı yeniden okuma fırsatı buldum. Ve elimde olmadan sanırım demokrasi günahlarımızı biraz abarttım.
1999 yılı, Yargıtay başkanı kürsüden, Cumhurbaşkanı, başbakan dahil tüm devlet erkanına bakarak “Ülkeme bakıyorum, sırtını birbirine dönmüş iki Türkiye” diyor. O eskidendi şimdi herkes birbirini kucaklıyor diye düşünüyorsanız sorun yok tabii. Ama öyle bir hikaye anlatıyor ki konuşmasının sonlarına doğru, tam kızım sana söylüyorum gelinim sen anla misali. Aynen alıntılıyorum
“Savaş sonrasında İtalya demokrasiye geçti. Faşizm döneminden kalan ve valilere doğduğu kentten başka kente gidenleri kent dışına çıkarma yetkisi veren zorunlu sürgün yasasını Anayasa Mahkemesi iptal etti. Halkın sevgilisi Başbakan De Gasperi, düzeni sağlamak ve suçluluğu önlemek için bu yasaya gerek olduğunu yeniden çıkaracaklarını duyurunca, Anayasa Mahkemesi Başkanı Prof.Dr. De Nicola bir bildiri yayımladı Başbakanı eleştirdi ve Hükümet karara uyuncaya değin Anayasa Mahkemesinin hiçbir davaya bakmayacağını, Roma’dan ayrılıp Napoli’ye taşınacağını açıkladı. Dediğini de yaptı
Böylelikle, belki de yargının tarihinde ilk kez bir sivil itaatsizlik olgusu yaşanıyordu..
Kamuoyunda kıyamet koptu, grevler başladı. Bunalım çıktı. En sonunda Başbakan De Gasperi, iptal kararına uyacaklarını bildirmek ve özür dilemek zorunda kaldı. Mahkemede Roma’ya döndü”
Demek ki İtalyan Başbakanı, Selçuk’un ifade ettiği kadar sevilmiyormuş ki geri adım atmak zorunda kalmış. Yoksa milli iradeyi temsil eden bir makama mahkeme nasıl rest çekebilir. Hele ki faşizmden çıkmış bir ülkede, demokrasi böyle bir önder ihtiyaç duyarken(!). Ben böyle diyorum da Sami Selçuk cevabı ağzıma tıkıyor “Diktatörlüklerin büyük önderlere, demokrasilerin ise herşeyden önce kendilerini ciddiye alan, bilinçli sorumlu büyük yurttaşlara gereksinimleri vardır”
Aslına bakarsanız konuşmasında kullandığı bu cümle dahil bir çok cümleyi başkalarından alıntılamış. Anladığım kadarı ile konuya tek kafa yoran o değil. Bu kadar çok insan kafa yorunca düşünsel anarşi ortaya çıkıyor ki bu ülke anarşiden çok çekti. Ne var ki bu sefer Tocqueville’den alıntılayıp “Düşünsel anarşi demokratik ülkelerin en çok değil en az korkmaları gereken şeydir“ diyor dönemin Yargıtay Başkanı. Yetmiyor “Herkesin aynı şeyi düşündüğü bir yer aslında kimse düşünmüyor demektir” diye bağlıyor cüretkarca.
Allahım nasıl bir “Türkiye” imiş eski Türkiye. Ben hatırlamıyorum, o zamanlar yirmili yaşlarda bir çocuktum daha ama kesin bu konuşma üzerine siyasiler harekete geçmiştir. Keza Selçuk’da konuşmasında “Siyaset hep hareketlidir boş oturmaz.ve beklemez. Hukuk siyasetin rahatını bozmaya başladığı anda siyasal güçte hukuk ve yargıyla oynamaya başlar” şeklinde öngörüde de bulunuyor.
Kusura bakmayın, eski Türkiye, yeni Türkiye vurgusunu çok yapıyor olabilirim. Sadece, zarfdaki değil, mazruftaki değişimi anlamaya çalışıyorum. O da varsa tabi.
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun.. Gerçekten, Cumhuriyetin 91 yılını geride bırakmışız dile kolay. Yine aklıma kör bir soru geliyor. Demokrasinin kaçıncı yılını geride bıraktık bu sene ? Yoksa Demokrasiyi daha da geride mi bırakıyoruz her sene ?
Not: Sami Selçuk’un konuşmasıın tam metni için “Batıgil Demokrasi ve Hukukun Doğugil Serüveninden Kesitler , Adıyla Siyasallaşan Bir Dava Ergenekon” Truva Yayınları 2009