Karda kızakla kaymayalı 15 yıl olmuş, kardan adam yapmayalı 7 yıl. Allahtan hala kartopu oynuyorum. Oynamak değil aslında, sadece kartopu yapıp atıyorum. Ah nerde o eski günler diyecek değilim. Öyle yaşlandık artık türünden cümleler de dökülmeyecek dilimden. Sandığınız kadar büyümedim çünkü daha. Saklambaç oynuyorum içimdeki çocukla. Yalnız bu sefer iyi saklanmış olmalı ki bulamıyorum kendisini uzun zamandır.
Herkesin içinde bir çocuk yaşadığına inanırım ben, biz yaş alsak da bir türlü yaşlanmayan. Ondandır takma dişlerle bile çikolataya olan zaafımız. Bir kız tanımıştım vaktiyle, çocukluğundaki bebeklerini hala yatağının altında saklayan. Çok sık rastladığımız bir sahnedir, oğluna aldığı arabalarla oynayan babalar, mahalle arasında top oynayan çocukların topuna büyük futbolcu edasıyla ayak savuran koca koca adamlar. Ya siz hiç kendinizi televizyonda çizgi film izlerken yakalamadınız mı yaşınıza başınıza bakmaksızın.
Boşuna demiyorum bir çocuk yaşar içimizde diye. Lakin kimimiz de cılız kalıyor kimimiz de ise gün be gün palazlanıyor. Öyle balla pekmezle de beslenmiyor. Deli fişek bir ruh, safça bir kalp. Hafifçe bir kulak kabartın iç sesinize. Mantığınıza kafa tutan bir mırıltı bile duymuyorsanız eğer, sizin içinizde ki çocukta benim ki gibi saklanmıştır ücra bir köşeye. Elma deyince hemen fırlayacak kadar hevesli bir oyunbaz. Siz sustukça, küsüp başını dizlerinin üstüne yaslayacak kadar kırılgan. Saklı saklı döktüğü gözyaşlarına rağmen ummadık bir anda haylazlık fişeklerini yakacak kadar değişken.
Uslu bir çocuktum hep, haylaz olan içimdeki. Ne yaptıysam yaramazlığa dair sorumlusu odur. Kanmayın kızaran yanaklarına, pişman da değildir asla ve kat’a. İtiraf etmek gerekirse bende pişman değilim bana yaptırdıklarına. Kalp kıran yetişkin halimden utanırım da, cam kıran çocukluğumdan utanmam, utanamam.
Açtığım ve bende açılan kansız yaralara dair tüm pişmanlıklarım, tüm vicdan azaplarım yetişkinliğimin günahkar gerçekciliğinde. Çocukluğumdan kalansa masum günahlardan ibaret. Onlarda dizimde, dirseğimde geçip giden kanlı yara izleri, yüzümdeyse belli belirsiz tebessümün gölgesi
Biliyorum, şimdi saklandı bir köşeye unutmamı bekliyor içimdeki kerata. Kendimi kaptırıp zamanın akışına, koca koca işler peşinde koşmamı. Mantığımın egemenliğine tabi heyecansız esaretlere mahkum olmamı. Dalıp gittiğim bir an da ya da ukala ukala konuştuğum zamanlarda, sinirden duvarları yumrukladığımda, hiç olmadı içinden çıkamadığım sarmallarda kaybolduğumda, hasılı hayatın oyun yönünü unutup gereğinden fazla ciddiye aldığımda çıkıverecek karşıma böö diye. Enseme bir şaplak indirecek, göbeğimi gıdıklayacak, gıdımdan öpecek. Hiçbiri olmazsa bunların benim canıma tak edecek kendi kendimi gıdıklarken yakalanacağım suçüstü çatık kaşlarıma. Çanak çömlek patlayacak, oyun yeniden kurulacak. Peki ama ne zaman ?
Bu yaşta bu kadar oyun heveslisi olmak. Çocuk musun oğlum büyü artık diyenlere, ki en başta da kendi benliğime suçüstü yakalanmak, Arsızca sırıtarak camı ben kırdım, ağaça ben çıktım, duvarı ben boyadım, terli terli su içtim diyecek kadar cesur olmak.
Evet, tam da Aziz Nesin’in dediği gibi belki de son nefeste, illaki çocuk sesiyle. Yetmişinde de yedisindeki gibi, yaramaz bir masumiyetle suçüstü yakalanmak.
Sahi siz en son ne zaman yakaladınız kendiniz suçüstü ?
Uslanma hiç hep deli kal,
Büyüme sakın çocuk kal,
Es deli deli böyle kal,
Son harmanında sevdanın,
Tüken toz toz savrula kal,
Suçüstü bulmalı ölüm
Ölürkende sevdalı kal,