Kimdir zamanın sahibi

zaman-677E-865F-2792Ahmet Hamdi Tanpınar, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”‘ isimli lüzumsuz bir müessese üzerine inşa eder hikayesini aynı adlı kitabında. Nihayetinde enstitü kapansa da Devlet bu sefer “Daimi Tasfiye Komisyonu” kurarak devam edecektir lüzumsuzluğa. Devlet bu, doğasında var abesle iştigal etmek. Üstüne vazife olmayan her konuya öyle kıyısından köşesinden de değil,  tam orta yerinden sahiplik iddiası ile musallat olur. Önce toprağa sonra ise o toprağın üstünde yaşayan her nevi canlıya hükmetmek arzusuyla.

Elle tutulur gözle görülür bir sahiplik yetmemiş ki ona zamana da göz dikmiş zamanla. Babilliler Ay’a göre Mısırlılar Güneş’e göre saymış günleri. Romalı Jül Sezar kendi adını vermiş takvime (Jüstinyen). Augustus onu kıskanmış bir aya vermiş adını (Ağustos). Osmanlı bozuk maliyesini düzeltememiş ama takvimini maliyeye göre düzeltmiş Rumi demiş adına. Hristiyanlar Hz İsa’nın doğumuyla başlatmış geçip giden zamanı, Müslümanlar Hz. Muhammed’in hicretiyle. Zamanın döngüsü aynı aslında, nerden bakarsan, nasıl sayarsan, ne ad verirsen ver.

Yıllar, aylar günler yetmemiş,  saatlere musallat olmuş insan. Birinci dünya savasında İngilizler ilk kez ileri -geri almışlar saati. İkinci dünya savaşında ise Almanlar suyunu çıkarmış işin. Bir İsviçre‘liler karşı çıkmış bu işe üstelik ineklerin beslenme saati etkileniyor diye.

Einstein uzay-zaman düzleminde zamanın göreceliliğini izah etmeye çalışırken Başkentlerin sakinleri ilgili bakanlıkta kurmuş bu düzlemi . Bir ileri bir geri alarak saati zamana da hükmedebildikleri yanılgısına düşmüşler. Onlarda farkındadır eminin saati ileri aldıklarında günlerin kısalmadığının ya da geri aldıklarında günlerin uzamadığının. Zaman bahane belki de, gaye hayatı merkezi otoritenin eliyle disipline etmek.  Söz geçirdikleri saatler değil zaten o saatlere bakan biz vatandaşlar. Sabah kalkışımızı, işe gidişimizi, işten çıkışımızı, gece yatışımızı kolumuzdaki, duvarımızdaki, masamızdaki olmadı telefonumuzdaki saatimize göre ayarlıyoruz. O saatleri de merkezi otoritenin talimatına göre.

Aç gözlü ejderhanın karşısında inatla direnen zaman intikamını tek tek bireylerden alıyor. Her derde şifa en acı ilaç misali çaresiz anlarında insan zamana teslim oluyor. İşte o dönemlerde saatleri değil günleri, ayları ve hatta yılları ileri almak geçiyor içinden insanın. Çaresizce katlanmaktan başka bir şey gelmiyor elinden.  Tam geçti bitti dediğinde melankolik bir özlemle bu sefer geri almak istiyor günleri ayları yılları.  Kiminde pişmanlık oluyor zamanın katranı, kiminde umut, mutluluk, kin ya da özlem.

Beşer bu kadar çaresizken zaman karşısında, siz dün gece saatinizi ileri alsanız ne geri alsanız ne? Ankara da birileri dedi diye, değişiyor mu zaman sizce? Kİm teslim etti zamanı tanımadığı bir grup lacivert takım elbiseliye?

Yorum bırakın