Korkmamayı öğütlediler bize hep. Yalan yanlış öykülerle boyadılar gözümüzü. Sanki mümkünmüş gibi korkunun olmadığı yaşamlar vaat ettiler. Kendi korkularını gizlediler bizim korkularımızın ardına. Onlarda korkularının ortaya çıkmasından korkanlardı sonuçta.
Herkesin en az bir şeyden korktuğuna inananlardanım ben. Kimi yalnızlıktan kimi kalabalıktan, kimi gitmekten kimi kalmaktan, kimi ayrılıktan, kimi kavuşmaktan hatta mutluluktan korkar bu alemde bazıları. Bazıları ise hepsinden. Mutlaka korkar insan. Ha bir şey ha herşeyden. Sayısı mühim değil neden, nelerden korktuğumuzun. Korkusuz korkaklardan olmadıkça.
Ne ayıptır bunu söylemek ne de günah. Gayet insani bir duygu, fazlasıyla. Çünkü hayvanlar korkmazlar ürkerler sadece. En az bizim korkularımız kadar şiddetlidir belki onların ürkmeleri. Ancak içgüdülerden kaynaklı fizyolojik bir reaksiyondan ötesi değildir onların ki. Yaşama, hayatta kalma kaygısından ibaret. Korku ise insana özgüdür zihninde, yüreğinde, ruhunda bedeninde harman olur. Yaşama dairdir her yönüyle ama yaşamak istenciyle sınırlı değildir sadece. Malumdur ki an gelir yaşamaktan da korkar insan hüzne mahkum olacağı endişesiyle. Korkarak yaşanmaz elbette ama korkularla yaşanır bir ömür cesaretle.
İri yeşil gözlü küçük bir kız çocuğu anımsattı bana korkmanın ne demek olduğunu. Önündeki boyama kitabından başını kaldırıp, usulca fısıldadı;
– Kelebeklerden korkarım ben.
Gülümsemek geldiyse de içimden engel oldum kendime. Neden korkar ki bir çocuk kelebekten. Etrafında pervane oluşundan mıdır sadece, yoksa dokunulmaz kanatları mı korkutur onu. Narindir kelebeklerin kanatları, narin ve kırılgan. Rengarenk çırpar, çırptıkça huzur verir, umut verir, sevinç verir minnak kız çocuğuna. Sevmek için bile dokunsa dağılır kanatları zaten kısa olan ömrü son bulur kelebeğin. Bunları bilmeyen, bilse de anlamayan çocuk belki hissederek korkmayı başarır. Hissederek korkmak büyüdükçe yitirdiğimiz bir meziyet aslında. Hislerimizin yerini aklımız aldıkça korkularımızdan utanır oluruz anlamsızca. Cesaret gösterileri yaparız “Korkmuyorum” diye haykırarak. Unuttuğumuz şudur ki eğer korkmuyorsa insan, cesur da olamaz. Çünkü hiçbir şeyden korkmamak değildir cesaret, korkularınla yaşamayı öğrenmek, onlara rağmen yaşamayı başarmaktır nihayet. Sinsice gizlediğimiz korkularımızakurban ederiz evvel emirde kendimizi sonrada sevdiklerimizi. Kendimizden bile saklarız onları, hor görürüz korkuyorum diyebilen yürekli insanları. Alaya alır sahte tebessümlerle kandırırız birbirimizi. Zorlama şakalarla maskeleriz aldanışlarımızı. Aynalardan saklar gibi yüzümüzü, yüzleşmekten kaçarız kendi lanetimize mahkum ettiğimiz yasaklı sözcükleri.
O küçük kız bana bakarak bir kez daha ;
– Ben kelebeklerden korkarım
Dediğinde cevabım hazır bu sefer;
– Eğer seni anlayabilseydim inan bende korkardım. Ve korkmak isterdim senin gibi yüreğimle. Sen de beni anlasaydın eğer, korksan da cesurca severdin küçük kelebekleri. Sevgi cesaretten, cesarette korkudan filizlenir. Korku tohumlarından sevgi çiçekleri açtırmak için sen cesurca sev sana pervane kelebekleri.