Bir kez de bölsek oyları ne olur? Öyle üç dört partiye değil ama sağlam bölsek, parça pinçik etsek. Kimseye böbürlenip büyüklenme fırsatı vermesek. Aksine tüm kuru gürültüleri kesecek bir şeye sebep olsak. Kürsülerde bas bağıranları susturup sessizliğin huzurunu hatırlatsak ne olur?
1999’da ilk oyumu kullandığımda bu kadar değildi. Ama ondan sonraki her seçimde gür bir ses halini aldı sahibini bilmediğim “aman oylar bölünmesin” fısıltısı. Başlarda bir cepheye mahsus bir söylemken şimdi her cenahta sıklaştı saflar. Muhabbetler kesildi, ötekiler düşman bellendi. İlla bir taraf haindi ve oylar bölünmemeliydi. Ne iktidardan ne muhalefetten memnunduk oysa. Ama sanmayın ki bir demokrasi oyunuydu bu sadece. Bizim zihnimizin almadığı büyük bir komplo vardı ucu dışarda. Ve bozmak için bu oyunu bölmemeliydik oyları.
Bölmeyelim diye diye bölündük göz göre göre. Kırmızı çizgilerimiz kan kırmızı çizgiler oldu. Mahalleler, sokaklar paylaşıldı. Sitelerde bile daireler belirlendi. En masum haller bile artniyetli savaş hamlesi gibi algılanır oldu. Ne olduysa hep oyları bölmediğimizden oldu. Bölmediğimiz için tek tip üniformalara büründük. Adına ne derseniz deyin birleşerek ayrıldık.
Kimi için din, kimi için cumhuriyet, kimi için vatan, kimi için kimlik elden gidiyordu. Sahip çıkmak için kendi kutsalımıza, cepheyi sıkı tutmalı dendi . Kayboldukça tarafı olduğumuz yığınların içinde, yitirdiğimiz tek şey benliğimiz oldu. Parça olmadan bütün olmayı kabullendirmekti yapılmak istenen.
Mitinglerdeki kalabalıkları izliyorum bazen. Farklı yüzlerden, farklı kelimelerle özünde aynı dışlayıcı nefret dilini duymaya tahammülüm kalmadığından olsa gerek sesini kısıyorum televizyonun. İnsanların üzerinde dolaşan kameralar ne kadar çok insanın o meydanda olduğunu gösteriyor. Çoğuz biz, biz çoğunluğuz. Çok olmassak yok oluruz algısı. Gücü kendimizden değil tanımadığımız ama birlikte haykırdığımız kitlelerden alıyoruz. Yabancılarla kaynaşırken kendimize yabancılaşıyoruz. Kime ya da kimlere yakın olmak için kendimizden uzaklaşıyoruz.
Şimdi yine seçim zamanı. Ben yine böleceğim oyları. Saat beşe beş kala gidip sandığa vereceğim oyumu. Sonra bekleyeceğim sandığın açılmasını. Bir oy çıkacak benim verdiğim partiye muhtemelen. Görüp kendi oyumu uzaklaşacağım okuldan. Televizyonlarda yüzdeler akarken diğer diyecek benim oyuma. Siz oylarını bölmeyenler ne hissedeceksiniz bilmiyorum ama ben size benzemediğim, kimseye benzemediğim, ben olarak kaldığım için vicdanım rahat izleyeceğim. Mecbur olduğum, düşman olduğum, korktuğum, endişelendiğim için değil ben olduğum için oy vermiş olacağım.
Ben yine böleceğim oyları. Binde bilmem kaç olacak olsa da, bildiğimi okuyacağım. Sayısal lotoya benzettiğiniz sayısal demokrasiniz sizde kalsın, ben rakamlara teslim olmayacağım.