Demokrasilerde çareler tükenmez demiştizamanında malum siyaset erbabı. Haklıydı da bir bakıma, demokrasinin dinamizmi, kendini yenileyebilme kabiliyeti, çoğulculuğu, her derde alternatif çarelerin yeşermesine olanak tanıyor. Ne var ki demokrasi de kusursuz ve ölümsüz değil sonuçta. Çoğulculuğu, çoğunluğa karşıgüçsüz. Bu zaafiyeti dinamizmini öldürüyor ve atalete mahkum ediyor onu. Dinamizmini yitirdiğinde ise kendini yenileyemez hale geliyor, tükenmeye yüz tutuyor. Aslında bunu fark etmek zor değil ancak “istikrar” sanki demokrasinin bir üst aşaması gibi zuhur ediyor bu noktada. Demokrasiyi çizgisel bir süreç olarak gördüğünüzde böyle bir algının oluşması doğal. Oysa ne demokrasi ne de hayatın kendisi düz bir rota takip etmiyor. Ondan beklenen de bu değil zaten. Yeni yollar çizebilmeye, yoldan çıkmaya, yol açmaya olanak tanıması. Bu da ancak farklılıkları bünyesinde barındırması ile mümkün. Basit bir saygı söylemi kurtarmıyor demokrasinin “namusunu” aksine saygı duymadığı, sevmediği şeylere de tahammül edebilmeyi, tahammül edebilmenin ötesinde muhafaza edebilmeyi gerekli kılıyor. Olumlu anlam da mahalle baskısının gelişmesi bekleniyor.
İlber Ortaylı bu mahalle baskısını şöyle tarif ediyor; Demokrasi herşeyden evvel toplumda küçük mahalle düzeyinde, küçük gruplara indiğimiz zaman işlemesi gereken bir kurumdur. Anglosaksonları yakından tanıyanlar bunu bilir;İngiltere‘de en küçük köy toplumunda birisi bir fikir ve fiili bastırmaya veya kabul ettirmeye kalktığı zaman karşısına insanlar dikilir. “Niçin?” sorusu sorulur, bu çok önemli bir şeydir; yani küçük menfaatlerin bireysel menfaatlerin en küçük gruplarda bile savunulması, vaziyet alınması ve bu tip itirazlara anında saygı gösterilmesi çok önemlidir”. (Sanal alemde dolaşan capslerde değil Avrupa ve Biz kitabı 10. Baskı 230. sayfa)
Aidiyetlerine sahip çıkmak, korumak insani bir refklesdir. Kimliğine, fikrine, inancına baskı uygulandığında aktif ya da pasif direnç gösterir insan. Demokrasi özgün bir değer olarak içselleştirildiğinde Ortaylı’nın belirttiği şekilde bir tavır gelişebilir. Herhangi bir değer yüklemeksizin rakamsal karşılıklardan ibaret bir demokrasi tanımı yapıldığında ise farklılıktan yana değil farklılığa karşı tavır gelişir. Bütün çıkışlar tutulur, istikamet verilir. Bireyin iradesi “milli irade” safsatasına kurban edilir. Ve artık kendini tüketme sürecine girmiştir demokrasi.
Hakim güç için demokrasi gereksizleşmeye başlar. Yanılmaz bir kutsallıkladır artık otorite. Boyun eğmemek ihanettir en basit tabirle. Herkes için herşeyin iyisini bilmek, yapma hakkını görür kendinde. Bir “adam” kalır geriye. Sıkar yumruğunu. Savurur haykırarak kaldırır havaya zafere kazanmış gladyatör misali.
Dışlananlarda yitirir demokrasiye inancını. Umut olmaktan çıkar onlar içinde. Yılgın bir ruh haliyle kabullenmekle terk etmek arasında savrulur durur zaman zaman. Sıkar yumruğunu o da haykırarak savurur boşluğa ya da önünde beliren taş duvara.
Yumruklar sıkılıp savrulmaya başladığına er ya da geç birbirine vurmaya başlar insanlar. Biri hizaya getirmek için indirir kroşeyi, diğer o tornadan geçmemek için. Kavga gürültü arasında demokrasi tüketir kendini. Kazanan kim olur? Kazanan olur mu?