Arafta kalmış bir ay gibi gelir Mart bana. Hani böyle ne kıştan ayrılabilmiş ne de bahara kavuşabilmiş misali. Kapı aralığından baharın sıcaklığını görüp de kışın soğuğunda titretmeye devam eder. Mevsimlerin savaş meydanıdır bir nevi, adını aldığı Mars‘ın hakkını verircesine. O Mars ki Zeus ile Hero’nun oğlu, Yunanlı Ares’in Romalı muadili, mitolojik savaş tanrısı.
Kış ile baharın, gece ile gündüzün, hasılı zamanın parçalarının kılıç kuşanıp yenişemediği muharebenin ayıdır Mart. İnsanoğlunun kendiyle savaşı gibi zamanda kendiyle harp eder durmaksızın. Ne galibi ne mağlubu, ne iyisi ne de kötüsü yoktur her iki mücadelenin. O yüzden fazlasıyla insanidir baharın ilk ayı tüm diğer aylardan farklı olarak. İnsan gibi salınır durur aydınlıkla karanlık, sıcakla soğuk, geceyle gündüz, güneşle ay arasında. Tam dengeyi bulduğunu sandığında, zaman değişir, mevsim değişir bir anda.
Çelişki midir dünyanın yörüngesinden milim sapmaksızın tekrar eden döngüsünde bir noktaya değişim atfetmek? Yahut en kaba tabirle hep aynı rotada giderken mümkün müdür değişmek? Bugün evet dediğim bu sorulara yarın karşı çıkmam kadar olasıdır herşey. Tutarsızlıkla dönüşüm arasında sınırlar pusludur çoğu zaman ve insan kolay kaybolur sisli havalarda. İlanihaye sürmez elbet beyaz karanlıklar, tersten estiğinde rüzgar savrulur tüm bulutlar. O zaman anlar ki yüce sandığı dağlar tepecik bile değilmiş aslında. Heybetinden korktuğu Nemrutlar özünde kuru gürültüden ibaretmiş.
Tarihin tekerrür ettiği klişe gelse de kulağa, zaman öyle ya da böyle bir döngüde seyrederken isimleri değişir zalimlerle mazlumların. Bir adım ötesinde mazlumlar zalim olur, zalimler mazlum olur iktidarın zehirli koltuğunda. Dün av olanların nesli bugün avcı, bugünün avcıları devran döner av olur. Ne de olsa dünya kalmadı Sultan Süleyman’a, ne saraylar viran oldu, ne viraneler saray oldu vakit tamam olduğunda.
Tıpkı Mars gibi inananı kalmaz zamanla sahte tanrıların. Fakat genetik hafızamızda iltihaplı bir iz bırakmıştır savaşın kutsanmışlığı. İnsanoğlunun savaşla adlandırdığı ay boyu kedi cinsi insana inat sevişir umarsızca. Belli ki bir meydan okuyuş savaş tanrısına. Şimdi bütün ay, duyduğumuz, duyacağımız bomba, silah, savaş ve ölüm haberlerinin kasvetini sokak aralarında gördüğümüz birbirini kovalayıp kur yapan kedilere tebessüm ederek mi unutacağız? Neslimizin kanlı kavgalarından değil de kedilerin sesli ve aleni sevişmelerinden mi utanacağız?
Bir daha düşünmeli insan, nankör namını kim daha çok hak ediyor? Kim daha büyük utançlar taşıyor yüreğinde? Sonra cevap vermeli, kedi olarak resmedilmek kediye mi insana mı hakaret?