
Yazıya meftun olanların ilk göz ağrısıdır mektup. Modern zamanın elektronik postaları gibi değildir. Kalem illa ki kağıtla buluşmalı, mürekkep beyaz zeminde kendine yol bulmalıdır. Dili lal olsa da insanın kalemi lafzen olabilir. Ağzından dirhemle söz dökülen, kağıda çağlayabilir. Meşe mazısından yapılan soluk mavi mürekkep, kıvamını ancak kalbin imbiğinde bulur. El dediğimiz uzvumuz vesile olur.
Toprağın derinliklerinde cevher arayan madenci yahut deniz dibinde incinin peşindeki dalgıç misali içindeki gizi ince ince dizmek gibidir mektuba satırları eklemek. Her sözü söylemeye dil dönmez, yürek yetmez. Lakin bir kez kurtuldu mu kalem elin prangasından, cesareti perçinlenir meydan okur adeta kendine. Çoğu zaman kontrolden çıkıp birbirini izleyen sözcükler akar, kendi yolunu bulur. Bir nevi kendini keşfinin haritasıdır yazdığı mektuplar yazarının. Muhatabı kim olursa olsun içine bakar evvela ilk cümleyi yazmadan. Cesareti ölçüsünde iner en unutulmuş köşelerine ruhunun. Bir yol bulmaya görmesin, bastırdığı, sakladığı, sarıp sarmaladığı duygunun oncası sızar kalemin çelik uçundan. Keskinleşir yazdıkça bileylenen kılıç misali. Erbabının elinde fetheder gönülleri, hoyrat elde zulmeder. En acemi hali sahibini biçer. Hükm-ü ferman sultanın olsa da, her mektup bir ferman insanın kendi hayatına. Gün gelir harp eder, devran döner sulh eder. Üç günlük dendiğine bakma, yol uzun aslında yola çıkana.
Seyyah olan insan nesli, bir soluk durduğu her durakta, ufka bakarak, ucunu umuda yakarak yazar nice mektubunu. Askerde sılaya, uzaktaki dosta, umutsuz aşka, yol alır güvercin kanadında. Söz uçar da göğe yazı kalır gönülde. Ondandır ki bir dikili ağacın olmasa da alemde, bir mektubun olsun sinede saklanmaya değer. Kokun sinsin, gözyaşın damlasın, yolu gözlensin. Merhem olsun ana yüreğine, yârin hasretine, dostun öksüz kalan sohbetine. Zaman dursun okunurken.
Hiç biri olmasa da dediklerimin, yine de bir mektubun olsun, icabında kendine yazdığın, kendini kendine anlattığın. Şart değil uzun olmasın, iki satıra cihan sığsın. Dökemeden içini, söyleyemeden söyleyeceğinin cümlesini göçüp gitme diye, diyorum bunları. Kurup kurup zihninde, dert edip kendine onca gamı kederi yük edip yüreğine taşıma tek başına diye, diyorum bunları. Diyorum da kendime anca nasihatım.
Kaç mektup yazdım saymadım bu yaşıma dek. Kaçını yolculadım, kaçını sakladım kendime tutmadım çetelesini. Şimdi toplasam hepsini sağdan soldan, uzak yakın dostlardan, eski yeni sevdalardan bir kitap hayat çıkar herhalde. Fasikül fasikül biriktirdiğim bir hayat. Her sayfasını ayrı ayrı zarflasam, her zarfı ayrı diyarlara postalasam yeniden. Hayatımı köşe bucak savursam. Okuyan anlar mı sırr-ı kadim-i ? Zarfın üstündeki pula bakıp dalıp gider mi göğün maviliklerine. Beyaz bulutlara yüklediğim düşlerime ortak çıkar mı okuyucu ?
Ne fark eder ki? Cevap bekleyerek geçmez bir ömür. Aslolan yazabilmektir. Yüzleşebilmektir kendi cevaplarınla. Güzü beklemesine gerek yok insanın yaprak dökmesi için. Bahar bir döngüyle gelmiyor hayatımıza. Yaprak yaprak vedalaşıp, yaprak yaprak yeniden yeşermek için yazılır mektup. Bir kalem ve bir kağıt yeter hazana da baharada….