Şüyuu vukuundan beter deyimi, bir şeyin söylentisinin gerçeğinden kötü olduğunu ifade eder. O melun g
ecede gördüklerimiz deyimi tersten okuttu bize, anladık ki yaşadığımız vaka, yıllardır dolaşan şayiasından betermiş.
Nüfusun % 90’ı 1960 darbesini yaşamadı, ülkenin başbakanının darağacındaki resimlerini gördü sadece. %80’e yakını 1971’den sonra doğdu, ders kitaplarında yazmıyordu askerin muhtırası, öğrenemedi. O yılları hep seksen öncesi diye bildi. 12 Eylül sonrası doğanlar çoğunlukta ülkemde. 28 Şubat postmodern darbesinde yürüyen tanklardan sonra dünyaya gelen Z kuşağı ise dörtte biri neredeyse toplam nüfusun. 2012 de yapılan bir araştırmaya göre halkın % 77’si artık bir darbe olacağına inanmıyordu.
“Darbe” çoğumuz için yaşanmış acı tecrübelerden ziyade, anlatılan karanlık dönemleri, korku dolu tedirgin yılları ifade ediyordu. Okuduklarımız duyduklarımızla pekişiyordu sadece.
Üniversiteden hemen sonra gittim askere. Birliğime doğru giden minibüste bir amcanın gazına gelip döküldü cümleler dilimden. “Maalesef” dedim “siyaset ordunun gölgesinde yapılıyor Bu saatten sonra darbe olmaz ama ordu her iktidarın ensesinde hissettiriyor nefesini”. Öndeki başka bir amca uyardı beni “kışla yolunda edilecek laf mı bu” diye. Sustum.
Teskeremi alıp döndüğümde, çok geçmiyor hükümet değişiyordu. Endişeli modernler açığa çıktı. Sokaklara dökülen bir kitle var. Genç subaylar rahatsız diye yazan gazeteler. Fısıltıyla dolaşıyor darbe korkusu kulaktan kulağa. Önce meydanlar boşalıyor, sonra fısıltılar kesiliyor.
Zaman durmuyor yine akıyor, Meclis yeni Cumhurbaşkanını seçemiyor. İnternete düşüyor e-muhtıra. Yine bir postal kokusu dolanıyor ortalıkta. Sonunda kimse çıkmadan kışlasından yeni Cumhurbaşkanını seçiyor meclisimiz. Bu sefer de genç siviller rahatsız.
Gel zaman git zaman, toprağa gömülü silahlar bulunuyor orada burada. Davalar açılıyor, iddianameler hazırlanıyor. Üşenmiyor okumayı deniyorum tape tape tüm dökümleri. Getiremiyorum sonunu. Özel yetkili mahkemelerde özel hükümler veriliyor. Vay be ülke ne badire atlattı diyoruz bir kısımsa inanmıyor onca şeye kumpas diyor. Sonunda savcısı da, hakimi de kaçıyor yurt dışına. Arkalarında bir yığın kuşku ve kurban edilmiş hayat bırakarak.
“Gezi” zamanı akın edildiğinde meydanlara, şehrin cici kızları ile yakışıklı oğlanlarına bile darbeci dendi. Taraftar grupları derdest edildi, federasyon başkanını bile devirmeye gücü yetmeyenlerin hükümeti devirebilecekleri anlatıldı. Sonra o davada düştü gitti zaten. Gezide darbenin karikatürü dolaştı elden ele.
Sesi duyulan ancak sureti görünmeyen gulyabani gibiydi darbe. Gerçekleşmesine inanmadığımız evham olarak baktık bir kısmımız. Ya çok naifdik ya da çok aptaldık. Ta ki 15 Temmuz gecesi köprüde iki tank bir takım askeri Tv’lerde görünceye dek. Yıllardır bir hayalet gibi dolanan darbe ilk kez bu derece görünür olmuştu. Üstelik çocukluğumuzda beri bize, televizyonda gördüğünüz her şeye inanmayın demiyorlar mıydı ? Olan biteni anlama çabası, susmayan telefonlar, sürekli akan görüntüler hepsi birbirine girdi adeta.
Bir yanda böyle bir karmaşa, endişeli kuşkular varken öte yanda düşünmeye vakit yok diyerek inanmış bir kitle döküldü sokağa. Üstelik kimisi herhangi bir çağrı beklemeden atmıştı kendini dışarıya. “Evham” dediğimiz “efsunu” olmuştu kitlelerin. Bir olmayı, diri olmayı sağlayan şifreydi adeta.
Hayatın mutlak doğruları olduğunu düşünmüyorum. Bazen aklıyla hareket etmeli insan bazen hisleri ile. Hep aklının köşesinde “acaba”yı taşıyanlar için, işin aslını astarını öğrenmeden harekete geçmek kolay değildir. Öte yandan inanmış kitleler için bir işareti yeter liderlerinin. O gece düşünüp anlamaya çalışanlar değil inanmış kitleler önledi darbeyi.
Yaşanılanları başa sarmak mümkün değil, geçen yıllarda inancın yerine akla yol verilseydi, yaz gecesi kabusunu hiç birimiz yaşamayacaktık belki de . Ne var ki uçaklar ses hızını geçtiğinde, namlular halka çevrildiğinde bunları düşünmenin zamanı değildi. Kurtarılan sahici bir demokrasi değildi belki, ama engellenen sahici ve kanlı bir darbeydi.
“Huzur adası” ülkeme bombalar yağalı bir hafta oldu. Endişe kelepçeleri takıldı artık bileklerimize. Biz hayatta kalan çoğunluk kaç vakit daha aynı kabusun tedirginliği ile koyacağız başımızı yastığa. Yine de şanslı sayacağız kendimizi, kendi askerinin attığı kurşunla can veren masumların olduğunu bildikçe.
Not: Hayallerinden vaz geçen evlatlar ile evlatlarının hayalleri için kendilerinden vazgeçen babaların ruhları şad olsun