M
avide arıyoruz bu mevsim huzuru. Ya sonu görünmeyen denizlere bırakıyoruz bedenlerimizi, ya da yeşilin içinde yol bulan ırmaklara salıyoruz ruhumuzu. Akan suya hayran bakışlarımızla, akıp giden hayata dair endişelerimizi unutuyoruz üç beş günlüğüne dahi olsa. Sere serpe uzandığımız kumsallarda seyrediyoruz kaygısızca çevremizi. İnsanlar değil gözümüzün gördüğü, deniz, kum, güneş, ağaç, orman , ırmak hasılı insanı insanlığından kurtaran doğa.
Doğanın kucağında, en derinlerinde yer arıyoruz kendimize. Korkmuyoruz ne kaybolmaktan ne de boğulmaktan. Oysa bir yaz rüyası misali kıyısına vurduğumuz hayatı yüzeyde yaşamaya alışmışız genelde. Yaşamın derinlerinde vurgun yeme korkusu mani olmuş bize. Sınırları çizen dubalar olmasa da hayali sınırlar koyup korkmuşuz bilinmeyene kulaç atmaya. Dip akıntılarında savrulmak endişesiyle mahkum etmişiz kendimizi güvenli saydığımız limanlara. Attığımız her kulaçta bir gözümüz hep kıyıda. Anne babadan duyduğumuz nasihati tekrar eden iç sesimiz “fazla açılma sakın” diyor sürekli.
Yeri geldiğinde “deliliğimizle” övünürüz çoğumuz. Nedir ki yapabildiğimiz en büyük çılgınlık. Bungee Jumping tahtasından atlamak mı, paraşütle kendimizi boşluğa bırak mı ? Kaç metre yüksekten atlarsan atla indiğinde seni bekleyen aynı dünya. Tüpsüz daldın mı hiç okyanusta ? Var sayalım yüzdün balıklarla, nefesin kesildiğinde seni bekleyen aynı hayatın teknesi aslında.
İnsanlık hallerindeyiz. Sıradanlığımızın teneffüs saatleri tatillerimiz. Hiç biri sahte değil aslında, hepsi bizim gerçekliğimiz. Tek gerçekliğe ve tek kimliğe mahkum değiliz. Bir yol bulan, yol alıyor ne de olsa. “Bir ben var benden içeri” demek yetmiyor artık “kaç ben var benden içeri” devrindeyiz.
Gecenin mavisi de yaza mahsus tonlarda. Hem denizin hem de aydınlık günlerin rakibi. Gündüz başka gece başka hayallerdeyiz. Sonuçta bir mucize olarak insan, her gün yeni keşiflere açık bakir bir coğrafya. Uzaklarda aramaya ne hacet yeter ki ayna tutacak cesareti olsun ruhuna. Güneş ile ay dönüşümlü nöbette içimizden geçen yolları aydınlatmaya. Mavi yolculuğun çağrısı ruhumuzun dile gelmemiş, göz görmemiş köşelerine. Şairin dediği gibi “Demir alma vakti zamandan”, dönüşü olmayan yollarda değiliz bu yaz. Mevsim son bulmadan, mavinin peşine düşmeli insan. Gidilecek çok yer, söylenecek çok şarkı, okunacak çok hikaye var saklı bahçelerimizde. İlk adımı atmak, ilk melodiyi mırıldanmak, ilk cümleyi okumakla başlayacak her şey. Çok azımız ardını getirecek belki. Hergün geçtiğimiz yollara, ezbere bildiğimiz şarkılara, çok satan kitaplara döneceğiz. Gerçeklik dediğimiz böyle bir şey. Hayallerimizi kırmadan, kırdırmadan saklayabilirsek başka mevsimlere, er ya da geç onlarda gerçekliğimiz olur sonunda.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!…
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar
Yahya Kemal.