
“Zengin olsak mutlu olur muyduk” diye sordu bana aşinası olmadığım bir dilde. “Daha mı mutlu olurduk” demedi, sanırım mukayesesiz bir mutsuzluk vardı üzerinde. Ne zengin edebilirdim onu ne de mutlu. Kendimi de edemeyeceğim gibi. “Şart mıdır mutlu olmamız” diye yanıtladım sorusunu. Devam etseydi sohbetimiz birkaç cümle sonrası “mümkün müdür mutluluk ?” diye sürebilirdi sözlerim.
Ömrümüzü adadığımız mutluluk; ne desek ne yapsak hep bir yanı eksik kalan hayal gibi sürüklüyor bizi peşinden. En iyi bildiğimizi sandığımız oysa her seferinde yanıldığımız hisler manzumesi. Saf, yalın ve yekpare bir hismişçesine anlatmak mümkün olmasa gerek. Doğduğumuz andan itibaren başlayan hisli yolcuğumuz, gün aldıkça yaşamdan yeni hislerle tanıştırır bizi. Dünyada ki ilk günümüze dair bir hatıra kalmaz zihnimizde. Kim bilir belki o ilk gün mutluyduk sadece, sonrası her günümüz yeniden o anı yakalamak içindi.
Tanıştığımız her yeni hisle, yeniden tariflemeye çalıştık mutluluğu. Büyüdükçe çeşitlendi öğrendiklerimiz, öğrendikçe değişti çözdüğümüzü sandığımız mutluluk formüllerinin hepsi. An geldi huzurla bezedik, an geldi heyecanla , pek yakıştıramasak da hüzün ve yalnızlıkta mutluluk tarifine girdi zaman zaman. Özlemde bulduğumuz da oldu onu vuslatta da. Aşk dedik bir an adına, bitince tüm aşklar, özgürlükmüş sandık aslını. Oysa özgür olan bedenlerimiz değil hislerdi sadece. Kendi hükümlerine tabii kılmak için bizi, göğüs kafesimizde konaklayan hisler. Adı kafes olsa da hiçbir duygunun hapsolmadığı, konup göçtüğü, istediğinde döndüğü kalp ağacının dalları.
O halde mutsuzluk bir yoksunluk değil özünde. Nafile bir arayış halinden ibaret. Mutluluğu aramaktan vazgeçmek insanı mutsuzluğun endişesinden de kurtaracak. Kim bilir belki de imkansızlığın hayali uğruna kurban ettiği hisleri dolu dolu yaşamayı öğrenecek böylece. Yüreğine konan her duygu sadakatle yer edecek ruhunda.
Ya da her bulduğumuzu sandığımız da mutluluğu yitirme korkusuyla sayacağız günleri. Ararken heba ettiklerimiz yetmeyecek, bir sanrı gibi yaşayıp yitirme korkusuyla kendi ellerimizle boğacağız tesadüf ettiğimiz diğer hisleri. Ab-ı hayat ı hayalinde savrulup, insana dair her şeyin faniliğiyle yüzleşeceğiz.
Şair der ki” Mutlu Aşk Yoktur”, Yazar der ki ”mutluluk yoktur”, Şairi ve Yazarı duysa Filozof söyler son sözü “ Aşk yoktur”
İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur.
Louis Aragon