
Üşüyorum. Hep kalabalık olan sahil yolu bomboş bu sabah. Martılar bile görünmüyor neredeyse. Bir banka oturup üstümdeki ince monta sarılıp titreyen ben varım sadece. Yağan yağmur ve her damlayı kucaklayıp içine alan deniz. Çenem kontrolsüzce titriyor bir süredir. Manasız inadı bırakıp ayağa kalkıyorum. Bir kilometre kadar ötedeki bilindik kahveciye yürüyorum acele etmeksizin.
Utanıyorum. Kapıdan içeri girdiğimde, bütün gözlerin üzerime çevrildiğini düşünüp kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyorum. Islak halimle bir berjer koltuğun yanında dikilirken garson kız geliyor yanıma. Bir havlu uzatıyor önce ve bir şal. Bir şalı da oturmaya çekindiğim koltuğa seriyor düzgünce. Teşekkür etmek aklımda, ama sadece “sıcak çikolata lütfen” diyebiliyorum.
Isındım. Aldığım ilk yudumda ısınıyor içim. Çikolatanın mutluluk veren etkisinden olsa gerek bir tebessüm yerleşiyor yüzüme. Yağmurla tutkulu bir sevişmenin ardından, huzurlu bir sıcaklık kaplıyor içimi. Dışarıyı seyrediyorum. Seyrek geçen şemsiyeli insanlar, acelesi olan arabalar akıyor gözümün önünden. Az önce titreyen ben değilmişim gibi yeniden yağmura koşma arzusu kaplıyor içimi.
Karşı koyamadım. Sabah henüz gün yeni ağardığında, yatak odamın penceresini tıklatarak beni çağıran damlalara karşı koyamamıştım. İnce ince atan sağnak birden şiddetini artırdığında ben evimden çok uzak, ıslak ve hüzünlüydüm. Kaçmakta gelmedi zaten içimden. Aksine kollarımı açıp gök yüzünü kucaklamaya çalıştım. Giderek kalınlaşan damlalar yüzüme vurup yanaklarımdan süzüldü. Bir de sert esmese kıskanç rüzgar, memnunduk biz halimizden.
Özlemişim. Kurak geçen yazın ardından, öyle özlemiştim ki bu havayı. Çok uzaklardan gelen sevgili gibi kucakladık birbirimizi sımsıkı. Kollarımı kendi bedenime sarıp dans ediyordum ıslak sokaklarda. Hasta olmak falan umurumda değildi. Anın tadını çıkarıyordum kendimce. Neydi bu tutkunun sebebi ? Bulutlar cömert davrandıkça bu sabah ben tüm günahlarımdan, dertlerimden, kederlerinden arınıyordum adeta. Hüzünlü bir huzura teslim oluyordum. Islak bedenimden daha da ıslaktı ruhum. Üzerimdekilerin önemi yoktu, içime işliyordu her damla, içime, ruhumun taa en derinlerine.
Kavuştuk. Bir tane daha ister misiniz ? diye sordu garson kız. Evet lütfen dedim gülümseyerek. Camekanın önünde elimde sıcak çikolatam sevgilinin resmini bakarcasına seyrediyordum yağmuru. Ara ara fısıldıyordum kendi kendime. Ne iyi ettin de geldin sabah, ne çok özlemişim seni. Mevsim bizim mevsimimiz artık. Sık sık gelirsin umarım. Sarı sonbaharda, yapraksız ağaçların altında buluşuruz kışa dek.
Gidiyorum. Kafede çalan müzik değişiyor. Melodi çok tanıdık, sözlerse bir an gelmese de aklıma, ilk kelimeyi duyar duymaz dökülüyor dudaklarımdan gerisi “Oysa ki özgürlüğü seçmek, başka vucutlar sevmek, bir şehri tam kalbinden, beyninden vurup gitmek var, Yağmur çok uzaklardan çağırıyor, Gelirsen severim diyor”. Kalkıyorum yerimden ve yine gidiyorum yağmurla sırılsıklam sevişmelere….