1961 den bugüne altı kez referandum sandığı kurulmuş ülkemizde. Yedincisi de kurulmak üzere. Dördünde muktedirler istedikleri sonucu almış, 1987 ve 1988 de yapılan referandumlar da ise iktidarın istediği sonuç çıkmamış.
30 yıl önce 1987 en yüksek katılımlı (%95) referandumda sonucu % 0,32 lik (75 000 oy) belirlemişti. İçinde bulunduğumuz dönemi hariç tutarsak, en sert propagandanın yapıldığı oylama sürecinde aklımda kalan Güneş Taner’in “No” yazan tişörtü ile ANAP’ın 80’öncesi anarşi dönemine göndermeli reklamları. Bir nevi Eski Türkiye- Yeni Türkiye söylemini ilk hali.
Bu sene iki tarafında kazanma ümidi son ana kadar devam ettiği müddetçe katılım oranının yüksek olması beklenebilir. Evet ile Hayırlar arasındaki farkın da 1987 deki kadar az olmasa da bir iki puandan fazla olmayacağını düşünüyorum. Daha şimdiden karşılıklı hainlik/bölücülük/teröristlikle suçlamalarının havada uçuştuğu propaganda sürecinin zaman daraldıkça daha da sertleşeceği aşikar. Endişem 17 Nisan da.kutuplaşmanın devam etmesi ve devamında rövanşist bir tutumum takınılması.
Doğrudan halk oyuna başvurulan durumlarda çoğunluk iradesi ortaya çıkıyor Ancak %51 e %49 luk sonuç toplumun tümünü ilgilendiren köklü değişiklikler ne kadar tatmin edici olur ? Anayasa yasaların üzerinde devletin kurucu iradesini temsil eder. Değişmez ve dokunulmaz değildir elbette. Ancak yasalar gibi salt çoğunlukla değil nitelikle çoğunlukla değişebilir. Mecliste anayasa değişikliklerin de 2/3 oranı aranmasının sebebi mümkün olan azami uzlaşmanın sağlanmasıdır. Dahası demokrasinin en önemli unsurlarından biri uzlaşı kültürüdür. Parlamentonun işlevlerinden biride çoğunluk hegomonyası ile azınlığın diktesi arasında çözüm üretebilmesidir. Bunun için parlamenter sistem şart değil, şart olan adil temsile dayalı parlamentonun teşkil etmesi. Bunun içinde barajın düşürülmesi, dar bölge (Daraltılmış bölge değil) iki turlu seçim sistemine geçilmesi gerekir. Seçim kanunu, Siyasi partiler kanunun gibi tamamlayıcı düzenlemeler yapılmadığı müddetçe ne deveye ne kuşa benzeyen bir yapı ortaya çıkacaktır.
İster parlamenter sistem olsun ister başkanlık sistemi olsun Yasama, Yürütme ve Yargı dengesinin kurulmadığı durumlarda, güç tek elde toplanır ve sonuç otoriterizm olur. Başkanlık sisteminin en bilinen örneği olan ABD’de güçlü bir senato başkanın karşısında dengeleyici unsur. Nitekim Trump’ın adaylığı sırasında Cumhuriyetçi senatörler NYT’deki mülakatlarında “Kuvvetler ayrılığı prensibi altında Başkan gücünü kongre ve Yargı ile paylaşır”diyorlardı. Bugun de yargı ve senato uygulamaları ile bunu doğrulamaktadır.
Sonuç olarak bu yazı bir tercih yazısı değil endişe yazısıdır. Evet ya da hayır çıkması endişelerimi gidermeyecek. 87’deki farkla Hayır çıkarsa Başkanlık sistemi isteyenler vaz mı geçecek ? Evet çıkarsa Hayır cephesi sonucun şaibeli olduğunu düşünmeyecek mi ? Hiç bir şey eskisi gibi değil bugünlerde, 17 Nisandan sonra da olmayacak.
*1987 referandumu sonuc