Masalla başladı hayat.

Divit_Kalem_MumBir masalla başladı hayat çoğumuz için. Konuşmayı öğrenmeden daha dinlediğimiz  masallarla tanıştık hayatla. Uykudan önce bazen ninni tınısında, bazen nasihat tadında sızdı kulaklarımızdan zihnimize. Anlamıyorduk başlarda ama kesiliyordu ağlamalarımız, gözlerimiz anlatının gözlerindeyken dalıyorduk rüyalara

Az biraz büyünce bana bir masal anlat baba dedi kimimiz, kimimizse birşey demeden gözlerinin içine baktı annemizin. Kim ne derse desin sanırım en tatlı masalları ise dedemizin / ninemizin dizinin dibinde dinledik.

Çocukluktan ilk gençliğe geçtiğimiz çağlarda, çizgi filimlerle beraber masallar da geride kaldı artık.  Yerine fonda çalan aşk şarkıları ile birlikte, aşk şiirlerini koyduk. Acemice karaladık birşeyler kağıda, ya biz beğenmedik yazdıklarımızı, ya da beğendiremedik kendimizi sevdiğimize. Akrostişe merak sardık, dantel gibi işledik isimleri şiirlerimize. Günlüklere döktük içimizi en iyi biz anlardık zaten bizi. Utanırdık dumanlı sevdalarımızdan, çekinirdik ana/babamızın fısıltılarından. Oysa utanması gereken biz değil  yangın çağlarını unutanlardı aslında, bilemezdik.

Kavak yelleri daha bir hırçın esmeye başladı, saçlar iyice uzadı, dik başlı hallerimize girerken ergenlik çağları bir kaç adım geride kaldı. Tanıştığımız hayat ne masallara benziyordu aslında ne de şiirlere. Belki gurbette bir yurt odasında, askerde koğuşta ya da mahrem diye kapısını kilitlediğimiz küçük odalarımızda mektuplara döktük hali pür melalimizi. Ders kitaplarının dışında okunacak kitaplar olduğunu da belki o dönem keşfettik iyiden iyiye.

Döndük geldik babaevine, geçmek üzere kendi evlerimize. Evvela bir iş bulmak gerekti elbette. Bir dönem revaçta olan gazetelerin insan kaynakları ekleri elimizden düşmez oldu, internette en çok ziyaret ettiğimiz adresler ise artık kariyer siteleriydi. Kalem kağıt devri geçince bilgisayar başında en yaratıcı eserimiz CV’lerimiz oldu. Heyecanla gittiğimi ilk iş görüşmemiz de hikayemizi sordular bize, tek sayfalık bir özgeçmişte ne hikaye anlatılabilirdi ki. Tecrübe ettiğimiz tek şey öğrencilikti onlarda fıkra gibi kısa ve eğlenceliydi sadece. Ciddiyet isterdi çalışma dünyası, kimimiz okumayı akıl etti mühim insanların biyografilerini ve gizledi tırnak içinde alıntıladığı cümlelerin ardına kendi hayatını.

Sabahları erken kalkıp bize işe götürecek araçlara bindiğimizde, önceleri elimizde, sonraları ise telefon ve tabletlerimizde gazeteler açıktı. Gazetelerin spor sayfaları, magazin haberlerinden önce ekonomi ve politika sayfalarını okumaya başladık böylece. Makalenin maç yorumunun ötesinde birşey olduğunu deneyimledik. Karikatürize edilmiş bir ülke de haberlerin karikatür dergilerinden daha ilgi çekici olduğunu da görüyorduk gün geçtikçe.

Sosyal medya sarınca dört yanımız, duvarlarımıza yazdığımız yazılarla aydınlatmak istedik dostlarımızı. Her fikir değerliydi sonuçta bizim neyimiz eksikte köşe yazarlarından. Zaten kim kalmıştık o eski “fıkra” yazarlarından.  Havuza atlamasını bilen kendine bir köşe kapıyordu sonuçta. İşi ilerlettik, hiç okumadığımız kitaplardan alıntılar yapıp, tanımadığımız şairlerin kulağa hoş gelen dizelerini paylaştık. 140 karakterlik özlü sözler türettik, miras kalsın diye gelecek nesillere. Biz de birgün ata olacaktık ne de olsa, sözümüz de atasözü diye kaydolsa ne vardı ki bunda.

Şanlı tarihimizin destanları da yetmez oldu modern destanlar yaraşırdı bize. Avrupayı salladık yeşil sahada destan dedik adına, seçim kazandık sandıkta o da destan oldu televizyon ekranlarında. Zamanın akmasında gerek yoktu artık, yaşarken yazıyorduk biz destanları nasıl olsa.

Dem aldık yıllardan, emeklilik hayallerine teslim ettik akşamlarımızı. Anılarımı mı yazsam diye geçirdi kimimiz içinden. Ne de olsa ne çok şey birikmişti zihnimizde. Bir keşfedilse yayılırdı kulaktan kulağa, çok satanlarda en üste çıkardı bir anda. Ah bir de şu tembelliğimiz olmasa.

Şöyle bakıp geçmişe, dert yanarken eşe dosta ya da nasihat ederken evlat ile toruna, “hayatım roman olurdu aslında, bakma sen” deyiverir olduk o yaşlarda.  Biraz gazı aldıysak hele ne romanı ansiklopedi bile derdik, ikisinin farkını önemsemeksizin hacmini yarıştırarak.

Yegane tesellimiz yüm tevazumuzla, efsane olup söylenegelmek kulaktan kulağa. Biz olmasakta fani dünya da namımız yürü gider nasıl olsa

 

Çok konuşup asabımızı bozanı azarlarız ya “bana edebiyat yapma” diye. Hayatımız edebiyat ilk nefesden sonuncusuna dek. Gözlerimizi yumduğumuz anda ebediyete, hakikatle yüzleşiyoruz,. Kahramanı olduğumuz, tüm masallar şiirler, öyküler, destanlar, makaleler, romanlar,  efsaneler siniyor, taşa yazılmış sekiz on kelime ve üç beş satıra.

Yorum bırakın