Kağıttan Uçak

Kağıttan Uçak

Kağıttan Uçak, http://pixelbrush.ru

Beyaz bir kağıt duruyor önümde, mavi mürekkepli dolmakalem ise elimde. Tek satır yazmadan çeviriyorum kalemi sürekli parmaklarımın arasında. Aklımdaki binbir düşün ce bir cümle olmayı beceremiyor. Kelimeler doğru sırayı bulup artarda dizilemiyor. Ve ben o sözcük katarlarına binip gidemiyorum.

 

Giderken ne yazar insan, veda mektubu mu ? Ama benim öyle mektup yazasım yok şimdi. İki satır karalayıp herşeyi ardımda bırakasım var sadece. En orta yerini kestirdim gözüme beyazlığın. El yazısıyla afilli afilli yazdım, İstifa ediyorum. Ad soyad tarih imza. Ama neden, nereden istifa ediyordum. Sonradan attım başlığı, cümlemin üzerine o da iki kelime. Ey Hayat diye. Kime verilir di bu metin ? Patrona, anne babaya, sevgiliye, en yakın dosta, yoksa Tanrı’ya mı ?

Kalktım, kağıdı katladım, uçak yaptım. Pencereyi açtım ardına dek. Savurdum göğe ilgili makama diyerek. Hava rüzgarlıydı şansıma. Yol aldı epeyce karanlıkta. Düşüşünü izlemeden arkamı döndüm. Bir sırt çantasına üç beş parça birşey koydum. Bir defter, bir kalem. Okunmamış kitaplara ilişti gözüm, elim gitmedi. Bitti okuma devri diye geçirdim içimden, ya yaz artık baştan kendi kitabını, ya da kır kalemini.

Kapıdan çıkar çıkmaz yakalandım karşı komşuya, “hayırdır yolculuk mu var bu saatte” diye sordu merakla. Başımı salladım, iyi akşamlar diye mırıldanıp uzaklaştım. İnerken merdivenlerden telefonum çalıyordu. Sevgilim arıyor, el alışkanlığı açtım ne diyeceğimi düşünmeksizin, “nerdesin” deyince “dışarı çıkıyorum biraz, bunaldım” deyiverdim. Beklediğim ama hazırlıksız olduğum karşılık geldi “Beni de alsana”. “Yalnız kalmak istiyorum” demeden önceki iç çekişimi duydu muhtemel ,bozuldu doğal olarak. “Peki” dedi sadece sonrası dıııtttt.

Arabaya bindiğimde bir mesaj geldi telefonuma “sabah erken gelebilir misin, toplantıdan önce sunumun üzerinden geçelim” yazmış müdürüm. Cevap yazmadım. Anahtarı yerleştirip kontağı çevirdiğimde bilmiyordum nereye gideceğimi.

Yol çok şeritli iki yönlüydü, bir istikamet şehrin kalbine giderken ötekisi şehrin karanlık tarafına. Benden ötesi yok bildiğim bu kentin, bilmediğim tarafına kırdım direksiyonu.  Seyrekleşerek tükendi sokak lambaları. Sonra şerit çizgileri kayboldu. Nereden saptığımı bilmediğim bir dağ yolunda sallanarak ilerliyordum artık. Yukarı doğru virajları dönerken yakıt ikaz lambası yandı. Görmezden geldim. Kıvrımlar aşağı doğruydu artık.  Heran bitmesini bekliyordum benzinimin. Yoldan çıktım hafifçe, içime doğmuş gibi, birden durdu motor. Bir süre daha oturdum direksiyonun başında. Şarkının sözleri kemer gibi bağladı beni koltuğa “Sil baştan başlamak lazım bazen, hayatı sıfırlamak”. 

Gün ağarmaya yakın yürümeye karar verdim ufka doğru. Çok zaman geçtiğini sanmıyorum, belki de geçti ben bilmiyorum. Ama gün aydınlanmıştı artık tamamen.  Sabah serinliğini çektim içime. Bir bulut kümesi ve altına serilmiş masmavi deniz göz hizamda. Parmak uçlarım, boşluğa sıfır bir uçurum kenarında. Sağdan sola çevirirken başımı, kağıttan bir uçak görüyorum, rüzgarla süzülen. Binmek geliyor içimden o uçağa. Belki benim yaptığım uçak bu, belki dönüş seferin de eve,  belki hiç bilmediğim bir yere uzun bir seferde. Binmeden bilemem, soramam kimseye.  Avazım çıktığınca bağırıyorum “Hey kaptan eve mi dönüyoruz şimdi, yoksa ……”

 

Yorum bırakın