Benim adım Diyojen. Çoğunuz bilmez adımı. Bilmeniz de çok umurumda sayılmaz aslında. Değil siz, kaç kuşak evvel atanız dahi doğmadan Sinop civarlarında gelmişim dünyaya. Babam zengin bir sarrafmış aslında lakin sürülmüşüz Atina’ya. Anam, babam bir de kölemiz Manes. Gerçi kaçtı çok geçmeden köle. Kovala getir onu dediler bana. “O ben olmadan yaşamayı göze alabiliyorsa ben niye beceremeyim” dedim. Biliyordum ki yeryüzündeki en iyi şey Hür olmaktı aslında. Varsıl başlayan ömrümde düşmüştüm zaten yoksulluğa, alışırdım sonunda yalnızlığa da. Sanmayın ki bu dert olur bana.
Acırsınız bilirim halime. Fısıl fısıl fısıldarsınız kuytularda. Hikayeler uydururusunuz hakkımda. Meczubum ya ben aklınızca, ya aşktan divane olmuşumdur yahutta fukaralıktan.
Bir fıçım var içine sığdığım, bir de çanağım su içmek için taşıdığım. O çanak bile fazlaymış anladım, çeşme başında avuç avuç su içen çocuğu gördüğüm gün. Sizde bakıp bu halime köpek diyormuşsunuz bana. Köpek olmak ne büyük saadet bilemezsiniz siz zamanın esiri zavallılar. İstediğim gibi dolaşıyor, acıkınca yemek yiyorum. Nefretiniz kadar beğeniniz de dert değil bana.
Mahkemeler kurup yargıladıklarınızdan değilim ben, oysa siz kendiniz hakim sanıp hüküm vermeye hazır aldanmışlar sürüsünüz. Beyninizin kıvrımlarında dolaşan tilkilerin fısıltılarına kulak kabartıp uydurduğunuz yalancı gerçekliklere teslim ediyorsunuz kendinizi. Masumiyet etiketini yapıştırıp kendinize pazarlıyorsunuz kendinizi herkesten önce. Dışarıdan güçlü görünebilirsin ama savaşlar içerde kazanılır unutuyorsunuz. Düşman bellerken herkesi asıl içinizdeki gerçek düşmanı göremiyorsunuz.
Yetmiyor bencilliğinize bu bile. Kahraman sanıyorsunuz kendinizi. Kol kanat germe derdine düşüyorsunuz hadsizce. Benim iyiliğimi düşünüyormuşsunuz. Açlığımı, hastalığımı, yalnızlığımı dert ediyorsunuz kendinize. Benim için bana rağmen. Hadi ordan canım sizde. İskender denilen Kral oğluna bile “ Güneşimden çekil, gölge etme başka ihsan istemem” demişim ben. Sana mı minnet ederim.
Gündüz vakti elimde fenerle sokak sokak adam aramam bundandı. Size benzemeyenini aradım.
Sordular adamı nasıl bilirsin diye. Konuşmasından dedim. Ya konuşmuyorsa dediler, o kadar akıllı olanı henüz yok dünyada dedim. Sustum. Dilimi tuttum önce konuşmadım. Sonra nefesimi tuttum. Öldüm.
Ey yazar, sen de bildiğini sandığın üç buçuk bilgiyle bir hikaye yazdın bana. Sanrılarının gerçekliğiyle kandırıyorsun kendini. Oysa ne ben senin bildiğin benim ne de sen beni yazabilecek yetenektesin.
Resim: https://commons.wikimedia.org