Gitmeleri Düşünüyorum

IMG_1964

Prag Treni

Gitmeleri düşünüyordum uçağımı beklerken. Gitmek kolay da, dönmemek sanırım marifet diye geçti içimden. Farkındaydım, çoktan geldi gitmenin zamanı. Yaşadığım da işte bu gidememenin ızdırabı. Hala son bir sigaranın, son bir kadehin, son bir selamın, son bir bahanenin hesabındayım. İnkar etsem de varlığını, umut bir köşede gözlerini dikmiş üzerime. Varlığını hissetmek dahi engel oluyor bilinmeze doğru yol almaya. Koca Marks yanılıyor, kaybedeceğimizi söylediği prangalar bizi bir şekilde hayata bağlayan zincirler aslında. İşimiz, eşimiz, çevremiz dört koldan tutunduruyor bizi boşlukta. Boşlukta hissediş halimiz de biraz da bundan. Ayaklarımız yerden kesilmiş kollarımızda, bacaklarımızda hatta boğazımızda ilmekler, kalın urganlar. Canımızın yanması boğulmamız da bundan. Konfor alanı dedikleri saçmalık güvenli bir konforsuzluk alanı aslında. Birşey olsun, bir yol, bir kapı. Hiç olmazsa bir zaman parçası uzaklaşayım yorucu gerçekliğimden istiyorum.

Tek yön biletlere olan özlemimi trenlerde gideriyorum. Güneş ufuktan yüzünü gösterdiğinde yol alıyorum yabancı bir şehirden ötekine. Yine güneş doğuyor doğmasına da , yeni bir şey yok ki doğan hep aynı güneş. O halde neden bu heyecan, diye merak ediyorum içten içe. Sonunu getiremediğim başlangıçlarıma nazire yaparcasına, gün doğumunda, şafak kızıllığında gömülmektir dileğim demiş beyhudenin biri. Aklıma geldikçe bu cümle, ardımda bıraktığım herşeyi unuttuğum halde herşeyi hatırlıyormuş gibi bir elemin içine düşüyorum aniden.

Gözlerim takılıyor vagonun köşesinde öpüşen gençlere, Tebessümle kaçırıp bakışlarımı ormana dalarken, bir fısıltı kulağımda, hayat dediğin uzun bir öpüşmedir, nefesin tükenir hevesin tükenmez asla. İşte o yüzden, iyi ki diyebileceği yarınları olmalı insanın. İyi ki bindim o uçağa, iyi ki baktım gözlerine tuttum ellerini, iyi ki öptüm kor dudaklarını, iyi ki seviştimi tutkuyla, iyi ki sattım savdım herşeyi, iyi ki okudum iyi ki yazdım, iyi ki sevdim. Ya da sadece iyi ki tanıdım seni.

İyi ki gittim diyebileceği yerlere gitmeli insan. Dönmek için sebepleri  de iyi kiler barındırmalı içinde. Nafile gidiş gelişlerdir bundan gayrısı. Kürkçü dükkanı misali, ne kadar uzağa gittiğini sansan döneceğin yer hep aynı.

Dönüşlerimi düşünüyorum uçağımı beklerken. Zamanın ölçülebilir hızı aynı olsa da, hissedilenin hep farklı olduğunu. Beklerken geçen iki saat, yaşarken geçen iki saat ve ardından geçen iki saat aynı değilmiş. Gitmek önüne bakmakmış, dönmekse ardına bakmak. Ardında bıraktıkların ne kadar sıcaksa, ne kadar sarıyorsa seni, istikametin o kadar cazip o kadar albenili. Ömür sarkaçı ikisi arasında sallanıp duruyor her daim.

Kahredici soru bekliyor beni başköşede, gitmek mi zor dönmek mi ? Daha ağırı, gitmek mi benim elimde dönmek mi ?  Hayat denizi böyle med cezirlerde. Hani diyor ya o meşhur şarkı “vazgeçilebilir değil bu med cezirler”.  Vazgeçilebilir değil bu gidiş gelişler, vazgeçilebilir değil bu çelişkiler, vazgeçilebilir değil bağlarımız, vazgeçilebilir değil hayat.

Ta ki, vazgeçilmezlerimizin yerine başka vazgeçilmezler koyamadığımız müddetçe. Diyalektik olarak vazgeçilmezlerimizden vazgeçmeden, yeni vazgeçilmezler bulma imkansızlığındayız. Sonu gelmez bir kaosun ortasında arayarak geçiyor ömrümüz.

Gün gelip üzerinde taşımaktan vazgeçince toprak bizi, son sözümüz olur mu “Ey hayat iyi ki yaşadım seni ?”

 

Yorum bırakın