Transhümanizm ve Liberalizm

Ütopyalar çağında yaşıyoruz belki, gelecek artık distopya olarak düşleniyor ağırlıkla. İnsanlığın kendi sonunu kendi elleriyle hazırladığı, felaketine doğru yol aldığı endişesi dolaşıyor fiber ağlarla örülmüş, siber gökyüzünde.  Jules Verne’nin hayallerini aşan, George Orwel’ın korkularını masum kılan, Matrix’in kurgularının ötesinde  bir çağa yol alıyoruz. Üstelik göstere göstere, olanca tantanasıyla

İnsanın rasyonel bir canlı olduğunun ötesinden bir tez ile “İnsanlığın özü biyoloji değildir. İnsan sadece evrimin bir aşamasıdır, zirve noktası değil. Biyolojik evrim aralıksız ama yavaş verimsizdir, kör ve tehlikelidir. Teknolojik evrim ise hızlı, verimli ve tasarım sayesinde daha iyidir. Evrimin efendisi olmalıyız. Bilinç beynin değil zekanın bir fonksiyonudur. İnsan zekası bugün biyolojinin esiridir. Dijital, bedensiz arttırılmış zeka özgürdür. Kişi, silikon ya da biyolojik doku üzerine uygulanması fark etmez.”[i] diyen Transhümanizm az bilinen, çok düşünülen bir kavram olarak sızıyor hayatımıza.

Söz konusu sızmanın klasik ideolojilerle   tesadüf noktasında, Liberalizme atfedilen rasyonel akıl kavramı ile Transhümanizmin bir mutabakatı mümkün mü ? Öyle ki zekası arttırılan insan duygusal zafiyetlerinden arınarak daha  özgür ve rasyonel davranabilir mi ?

İnsan yetenekleri ve eksikleri olan, ham zeka ve  gelişmiş duygularla hayata başlayan bir canlıdır. Hayat onu. zekasını geliştirmeye, eksikliklerini gidermeye, duygularını  yönetmeye zorlar.  Liberalizm bu süreçte en başta tercihte bulunma iradesidir.  Zaman zaman bu tercihi duygulardan yana kullanabilir, kullanmalıdır da. Bile isteye irrasyonel tercihlere yönelmesi insan olmanın gereğidir. Hayatı öngörülemez kılan parçalardan biri de budur. Ödemeyi göze aldığımız bedeller tercih özgürlüğümüzü bize sağlar.

İnsanı bir şekilde kodlayarak öngörülebilir, hesaplanabilir hale getirmek, ona  biyolojik ölümsüzlük vaat etse de, aslında insanlığın ölümüne işaret eder. İnsanın transformasyonunu evrimsel bir süreç olmayacaktır. Çünkü evrim dizayn edilemez. Elbette ki değişen koşullara adaptasyon doğal sürecin bir parçasıdır. Ve buna direnç göstermek nafile bir çabadan ibarettir. Uyum sağlamak ile bütünleşmek farklı manalar taşır. Değişime uyum sağlarken buna yön verebilme kabiliyetini muhafaza etmek mümkündür. Entegrasyon halinde ise kontrol etmek mümkün olmaz. Her ne kadar, karamsar gelecek algısı taşısam da, insanlığın geleceğini kurtaracak olan “kötü” addedilen egosu olacaktır. Çünkü, devredilmez hakimiyet güdüsü entegrasyona mani olacaktır. “Birey” olma farkındalığına eriştikten sonra insan bundan vazgeçmeyecek, sahip olduğu bu alanı terk etmeye yanaşmayacaktır. Topluma ve devlete karşı muhafaza etmeye çalıştığı özel alanını teknolojiye karşı da savunacaktır.

Son tahlilde, kısa vadede endişeler, orta vadede o endişelerin sebep olacağı kaos, nihayetinde uzun vadede oluşacak dengeyle insan ve teknolojinin kesin hatlarla ayrışan paralel yapılar haline geleceği kanaatindeyim. Çatışmanın yine insan ile insan arasında olacağı kaos döneminin kişisel akıbetim için hayırlı olmayacağını düşünsem de,  denge sağlandığında insanlığın yeni bir dönüşüm evresine girinceye dek  daha müreffeh ve barışcıl olacağı iyimserliğindeyim. Çünkü, teknolojinin endüstiriyel alandaki hakimiyetine boyun eğecek olan insansoyu kendine sosyo-kültürel bir yaşam alanı oluşturacaktır.  Bu alan istek ve arzulara uygun tercih seçeneklerini güçlendireceğinden özgürlüğü de güçlendirecektir. Kaos dönemi ise hayatı idame ettirmek gibi en temel güdüden kaynaklı rasyonel tercihle özgürlükleri kısıtlayacaktır. Özgürlüklerin kısıtlanması sürdürülebilir olmayacağından, direnç ve isyan insanlığı dengeye ve “yeni yaşam alanlarına” taşıyacaktır.

[i] https://optimistkitapblog.files.wordpress.com/2018/01/optimist_bulten_ocak2018.pdf

http://euro-synergies.hautetfort.com/archive/2013/01/21/trans-humanity-and-post-europe-satanic-agenda-of-us-intellig.html

Yorum bırakın