Zamanın Tek Hakimi

IMG_8169 2

Saatler

Bu sabah dükkana gelen bir yabancı, saati sordu bana. İki diye yanıtladım onu. Sinirlendi, dalga geçtiğimi sandı. Oysa her zamanki gibi dükkanı açtığımda, tüm saatleri dokuza ayarlamıştım yine. Beş saat geçmiş diye düşünüp yemek molası verdim hatta. Yemekten sonra, ağırlık çöktü üzerime, indirdim kepenkleri. Saatleri de altıya kurdum. Gün hala aydınlıktı ama kapadım yine de perdeleri, eve varınca . On iki yaptım saatleri, uyudum. Sen gittiğinden beri ben hep on ikide uyurum.

Sesin çınlar kulağımda, “özletmeden kendimi yarın geleceğim” deyişin. Bu yüzden, hep dün gittiğine, yarın da geleceğine inandım. Dünden sonra, yarından önce bir zamana sıkıştım kaldım. Hep dündü gidişin, sensizliğim sadece bugün, dönüşünse gelmeyen yarın. Geçip gittiği sanılan zamansa başkalarına aitti aslında. Çünkü sensiz akan zaman bana ait olmazdı asla. Saatler sonsuz sensizliği gösteremez, günler senin yokluğunu kabullenemezdi.

İşte bu yüzden, hükmüme tabi kıldım, gittiğin gün saatleri. Keşke daha önce keşfetseydim sahip olduğum gücü. Tüm saatleri bir saat geri alıp engelleyebilirdim hiç binmeni istemediğim o trene binişini. O zaman son istasyona vardığında sen olmazdın içinde. Lanetler okuduğum müsvedde bir canlının ayarladığı saate iliştirilmiş bombaya kurban gitmezdin. Bense gidişini televizyonda sessizce seyretmezdim.

Zamanı ölüme ayarlayan insan soyundan o gün nefret ettim. Nefretimle yüzleştiğimde, insan olduğumu farkettim. Hangi canlı vardır ki başka, nefret edebilen? Hangi his vardır nefretten daha rezil hissettiren? Mahlukat-ı rezil, beşer-i nesil. Kabilden beri soyu katil. Anladım ki yaşasam da onlarla aynı dünyada ait olamazdım artık oraya ve onların zamanına.

Kaçıp sığındığımdan beri kendi zamanıma, kimse karışmaz oldu bana. Kimi meczup dedi ardımdan kimi acıyıp mecnun bildi. Umurumda olmadı onların dedikleri. Bir tek, sözümün geçmediği, meydandaki saatin sesi rahatsız etti beni. Lakin bu gece kararlıyım onu da kendi zamanıma boyun eğdireceğim.  Gün ağardığında mahalleli benim saatime uyanacak. Hayatları benim zamanımda akacak. Kimse senin yokluğuna alışmayacak.

Merdiveni dayadım, saatin ön cephesine. Ağır ağır tırmanıyorum yukarı. Niyetim tutup büyük yelkovanının ucundan çevirmek dilediğim gibi. Son basamağa geldiğimde yetişmiyor ellerim. Tüm gücümle zıplıyorum tutunmak için, boşlukta savruluyor avuç içlerim.  Ağaçların yaprak açtığı ayın son gününde, bedenim kuru yaprak misali düşüyor yere. Şehirde mevsim ilkbahar, bendeyse bitmeyen sonbahar. Nihayete erecek birazdan uykusuzluğum. Bizi ayıran ölüm vuslata çağırıyor beni.  Taşa değiyor heryerim, bu akan kan benim. Rüyasız bir uykuya dalıyorum. Senin dün gittiğin cennete bugün sana kavuşuyorum.

 

 

Yorum bırakın