Fanatiğim Bende Sonuçta

fullsizeoutput_572

Beşiktaş Müze

Ben kendimi fanatik bilirdim. Oysa ne kadar da naifmiş benim sevişlerim. İnönü’de yeni açıkta ilk suyu yediğimde alnımın çatısına, “atmayın lan sahaya” diye bağırıyordum. “Lan” dememe kızdılar sanmıştım ilk anda, oysa öfke kelimelerime değilmiş yanılmışım.  Esasında ne ben onları anladım ne de onlar benim “sonucun değil, Beşiktaş’ın sevdalısıyım” deyişimi. Yine de isyankar tezahuratlarda buluştuk her defasında.

Beceriksizliklerine kızsam da sahadakilerin, içimdeki isyan ya haksızlığa oldu, ya ruhsuzluğa. Sövdüğümde eril küfürlerde çıktı ağzımdan rakibe.  Kirlenen oyunda bende aldım o kirden nasibimi sonuçta.  Kirlenmek güzeldir güzel olmasın da, o bile kararınca. Kolay temizlenemiyor insan, afedersiniz,  boğazına kadar boka batınca.

Lisede fizik dersini zor geçen bir nesil tribünden gelen bir cismin çarpma hızı, açısı ve büyüklüğü ile yol açabileceği zararı hesaplamayı başardık.  Yaraya tuz basmayı tedavi sanarken, başkasının kafasındaki yaradan ne kadar kan akabileceğini bilir olduk. Teneffüs saatlerinde beton ya da toprak zemin üstünde, kan ter içinde top peşinde koşarken, futbolu oyun bilirdik.  Yeşil sahada izlediğimiz temaşayı  da aynı oyun sandık. Kıskandığımızdan belki kramponlu oyuncuları tribünde kendi oyunlarımızı kurduk.  Karıştırdığımız şey sırtımızdakinin sadece forma olduğuydu farklı renklerde. Oysa çoğumuz onu üniforma sanıp savaşır olduk.

Yaşamayı savaşmak olarak görmekten midir bu tükenmez öfkemiz bilmiyorum.  Lakin kendimizi savaşta bilmemizden olsa gerek bizden olandan gayr-ı herkesi düşman yerine koyuşumuz.  O sebepten mütevellit kendi cürmümüzün ardında komplo teorileri, derin operasyon planları arayışımız. Bir kirli ele, bir öfkeli söze teslim ettiğimiz benliğimizi kurmacaların ardında saklama çabamız. İlk taşı atan en masumumuzdu aslında. Yalnızca o saklanmamıştı  çünkü masumiyet yalanlarının ardına. Ona dur demeyen, diyemeyen cümlemiz onun arkasına saklanan şeytanlarız kanımca. Bahanelerimiz konserve kutularında. Isıtıp ısıtıp koyuyoruz masaya.  Hazırlayan biz, yiyen biz oldukça bitmez bu kandırmaca.

Adalete inancımızı yitirdikçe teslim ettik kendimizi  “ama” ile başlayan sahici yalanlara. Başkalarının acıları tiyatro, işlediğimiz suçlarsa bize kurulan tuzaklardı ne de olsa.  Böyle diye diye kaçtık yüzleşmelerimizden . An geldi  kendi gözlerimize bakamaz olduğumuzda bıraktık aynalara bakmayı da. Ne hikmetse, vakıf olmaya çalıştık yüzüne bakamadığımız  aynanın ardındaki sırrını.  Oysa bir sır varsa bu hayatta, evvela saklıdır insanın vicdanında.

Şimdi hadi herkes açsın eski defterleri, çıksın ortaya ilk kim nerede  iğfal etmiş adaletle hoşgörüyü.  Keselim tüm günahlarımızın cezasını ona. Ne de olsa bir kurbanız kimin kurduğu meçhul olan bu oyunda.

Bir kez daha o şarkı çalıyor radyoda, masum değiliz hiç birimiz.

Yorum bırakın