“Bana nedenini soruyorsunuz; işte nedeni: Sizden can satın almak istiyorum….” dedi ve sonra tereddütlü bir tavırla sustu.
Manilof:
“Fakat izninizle sorayım… Siz köylü satın alacaksınız. Ama arazili mi yoksa arazisiz mi ? dedi.
Çiçikof:
“Benim istediğim canlar değil… Ben.. Ölmüşleri istiyorum…” yanıtını verdi
“Nasıl ? Afedersiniz… Kulağım biraz ağır işitir… Garip bir söz işitir gibi oldum…”
Pavel İvanoviç:
“Son nüfus sayımına göre hala sağ zannedilmekte olan canları almak istiyorum..” dedi.
Manilof’un piposu yere düştü; ağzı açıldı ve taş kesilmiş gibi bir durumda donup kaldı.[1]
Kibar dolandırıcı Çiçikof ölmüş köleleri almak için ilk pazarlığına böyle başlar Gogol’un Ölü Canlar romanında. Amacı satın alacağı ölü köleleri bankaya rehin koyup elde edeceği parayla ferah bir hayat sürmektir. Üstelik ölü köleler için vergi ödemek zorunda olan sahiplerini de bu yükten kurtarmış olacaktır. Diri canlar kadar ölü canlarda hizmet edebilir bu sayede kendilerinden başka birilerine. Seçmen listeleri açıklanınca nedense bu kitap geldi aklıma. Kitabın sayfalarını yıllar sonra yeniden karıştırdım. Erdem yoksunu bir insanı kahraman olarak yerleştirmiş Gogol romanına. Sebebini de şöyle açıklıyor;
İşte ben de kahraman olarak erdemli bir adam seçmek istemedim. Bunun da nedenini açıklayabilirim: İnsanlığı koruyanların artık dinlenmelerinin zamanı gelmiştir. Niçin mi diyeceksiniz ? Şunun için ki “Erdemli insan” ifadesi, bugün onları kullananlar tarafından değersizleştirilmiştir. Hemen her yazar “erdemli insan”ı kalemiyle betimlerken hırpalanmıştır… O derece ki erdem boğulmuş, öldürülmüş, gölgesi bile kaybolmuş bir deri bir kemik kalmıştır. Erdemli adamdan ikiyüzlülükle söz edilir, ona hiç saygı gösterilmez… Bu nedenle, alçak adamları ele almanın zamanı gelmiştir; biz de onları kahraman olarak seçiyoruz….[2]
İki yüz yıl kadar öncesine dayanıyor demek ki insanın erdemin değersizleştirdiğinden dert yanması. Erdemsiz kahramanların prim yapmasından evveli, sıradan insan erdemini yitirmiş olmalı eşyanın tabiatı gereği. Ya da belki de “erdem” yaratılıştan beri insanın kendini kutsamasından başka bir şey değil. En çok kutsanma ihtiyacı duyansa iktidardır her zaman. Lord Acton’ın dediği gibi “güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır” neticede. Ve o da yozluğunu saklamak için erdeme sığınır. Kendini erdemli ilan eder ona boyun eğmeyenleri ise erdemsiz hainler. İtibar cinayetleri işlenir böylece. Çiçikof’un tüm suçlarına rağmen kendi kusurlarınıyla yüzleşmemek için onu serbest bırakıp şehirden süren Prens dahi maiyetine şöyle der büyük özgüvenle;
Vatan, düşman ulusun darbeleri altında ölmez… Onu öldüren kendi cinayetlerimizdir… Ve ne kadar becerikli, bilgili, dayanıklı olursa olsun, hiçbir devlet adamı da, hatta en alçakken ahlaksız memurları gözetim altında tutmuş bulundurmuş bile olsa bu alçaklığı ortadan kaldıramaz… O memurlar korkunç bir gizli kuvvet halini almışlar; hükümet içinde hükümet , devlet içinde kuvvetli bir devlet kurmuşlardır… Ve her birimiz: vatanımızın saldırıya uğradığı o korkunç dönemlerde olduğu gibi, zulme ve haksızlığa karşı mücadele etmenin bir görev olduğunu anlamadıkça, ne kadar çalışırsa çalışılsın bütün emekler boşa gider.[3]
Tepeden tırnağa aklanır böylece herkes. Sihirli kelime vatandır sonuçta. Tüm günahlar saklanabilir böyle bir mazeretin ardına. Herkes memnundur halinden. Erdem yine yetişmiştir imdada.
[1]Ölü Canlar, Gogol, Morpa Kültür Yayınları 2003, s. 31
[2]A.g.e 214- 215
[3]A.g.e 342