– Salmayın şu çocuklarınızı sokağa.
– Neden öyle diyorsun ? Oynuyor işte çocuklar.
– Sapık dolu heryer. Sapıklara öfkelenmek korumuyor çocukları, anne babalarına kızıyorum ben artık.
– Eve hapsedip, çocukluklarından mı mahrum bıraksınlar onları ?
– Bir sapığın kurbanı olup hayatlarının kalanlarından mahrum olmalarından iyidir.
– Görmüyor musun şu çocukları nasıl gülüyorlar. Korkuyla dört duvar arasında yok edersin onların bu neşesini.
– Tablet var hepsinin elinde artık onunla oynamayı daha çok seviyor çocuklar.
– O tabletler yüzünden terkedildi parklar. Şehirler bu sebepten çocuk kahkahalarından mahrum kaldılar. Sen elinde tablet gülen kaç çocuk gördün ? Hepsi pür dikkat bir hedefin peşinde . Oynuyorlar ama eğlenmiyorlar. Kızıyorlar, hırs yapıyorlar, belki zekalarını kullanıyorlar ama gülmüyorlar. Oysa bak şu sokak arasında koşturan çocuklara, kovalarken de kaçarken de kahkaha atıyorlar.
– Düşünce gülmüyor ağlıyorlar, yara bere oluyor heryerleri.
– Unuttun galiba, yara kabukları çocukluğumuzun şeref madalyalarıydı. Acısından büyüktü gururu. Süt çocuğu olmadığımızın delili diye gösterirdik onları.
– Şu topun peşindeki ufaklık hele bir düşsün gör bak nasıl yıkar ortalığı. Bir damla kan gelsin dizinden madalyamı gelir aklına sanıyorsun.
– Asıl o çocuk bir gol atsın sen gör onun sevincini. Dünya kupasını kazandıran golü atmış gibi neşelenir. Bırak oynasın çocuklar sokakta. Gülsünler gönüllerince. Unutma çocukluğumuzda biriktirdiğimiz gülüşleri harcarız büyüdüğümüzde. Ne kadar çok gülüş biriktirirlerse mutluluk sermayeleri o derece artar yaş aldıkça hayattan.
– Senin suratsızlığına ne diyeceğiz peki bay ukala. Yeterince gülmedin mi çocukken?
– Ben hızlı tüketmişim demek ki sermayeyi.
– Bak onun da sırrını ben biliyorum.
– Neyin ?
– Tükettiğin sermayeyi yeniden kazanmanın
– Neymiş o ?
– Çocukluğunun sermayesini tüketince insan, kendi çocuklarından borç alır.
– Hahaha
– Gördün mü, ilk avansı aldın bile. Çocuk evliliği kurtarır derler ya, yalan o. Çocuk yetişkinlerin tükettikleri mutluluk sermayesini yeniler, çift olarak değil ferd olarak mutluluklarını kurtarır, hayata bağlar.
– Bu muhabbetin gidişatı tehlikeli. Çocukları sokağa salmayın diyen sen bu kirlenmiş dünyaya çocuk mu getirmek istiyorsun ?
– Kirleten çocuklar değil büyükler. Mutluluklarını tüketen, gülümsemeyi unutan büyükler. Bunca kiri çocuklar temizler. Kurumuş kalplerde sevgiyi, umudu ancak çocuk yeşertir.
– Nereden nereye geldi mevzu, bir tuzağa çekildiğimi hissediyorum.
– Korkuyorum gerçekten, bu dünyaya bir çocuk getirmekten. Teslim olmakta istemiyorum herşeye rağmen. Umudumu yitirmek istemiyorum. Çocuk vicdanıdır dünyanın, dünyanın vicdanını yitirişine boyu eğmek istemiyorum. Çelişiyorum kendimle farkındayım.
– Sadece anne olma arzusu kendini saklıyor sanırım bunca laf kalabalığının içine.
– Belki de haklısın. Sadece anne olmak arzuma gem vuramıyorum. Bu bile yetmez mi sadece ?
– Yeter mi ?
– Yeter. Felsefesini yapmıyorum inan. Umudumu her geçen gün yitirdiğim bu dünyada bir umuda ihtiyacım var.
– Hazır mıyım bilmiyorum baba olmaya.
– Mühendisliğin tutarsa bu konuda da, planlar, ölçer, biçer hesaplar hazır olduğunda yaparız çocuğu. Bir projemiz olur böylece. Ama ben bir projemiz olsun istemiyorum. Sadece düşlemek, bir hayalin rüzgarına bırakmak istiyorum kendimi. Mantığımla kurduğum cümlelerin ardına saklamak istemiyorum anne olma içgüdümü. Açıkca bir oğlumuz olduğunu hayal etmek ve o hayale kavuşmak istiyorum.
– Bi dakika, oğlumuz mu ? Ben kızımız olsun istiyorsam.
– Bak senin de bir hayalin varmış demek. Adı bile bellidir eminim aklında.
– ……