Değerli Yalnızlığım

IMG_1954

Bratislava

Alışık değilim sokakları bu kadar boş görmeye. Az evvel yanaşan ilk vapurdan inen bir avuç insandan biriyim ben de. Her seferinde daha adımımı atar atmaz iskeleden, ardımdaki kalabalıkla karışmadan, üzerime üzerime akan insan seli yok bu sabah. Uzaklara gitmeye de gerek yok kaçmak için herşeyden, gün daha yeni ağarmışken bir Pazar sabahı, kalabalık bildiği semtlerin en işlek caddelerinde bile kalabilir insan bir başına. Tabii bunun için evvela vazgeçmeli tatlı uykusundan, sıcak yatağından ve en önemlisi yanında uyuduğu kadından  yahut adamdan.

Sıcak ekmek romantizmi yapmaksızın kapıdan çıkıp, adımlarının seni nereye götüreceğini hesaplamadan gidebiliyor musun uzağa ? Boğazın öte yanı uzak değil, hesapsızca gidemiyorsan sadece bir sokak ötesine bile, senin için uzak olan orası işte. Dönmeyi hesaplamadan, anahtarını  dahi cebine koymadan, adım atamıyorsan eşiğinden dışarı en çok kendinden uzaktasındır kim bilir ?  Bildik coğrafyalara kısılıp kalmaktan daha acı olan, gök kubbe altında mahpusluğun farkında ol(a)mamak herhalde.

Gayeler bekçisi yalnızlığımızın. Amaçsızca sokağa vuramıyorsak kendimizi “büyük biraderi” başka yerde aramaya ne gerek var. Pencereden bakıp havaya dışarı çıkmak bile hesap işi. Güneşe aldanıp yürürken yağmur döken bulutlar misali, hesaba katmadığımız onca şey buluyorsa yine bizi, ne gerek var çetele tutmaya. Kahraman olmaya niyet etmeksizin, düşünmeden yarınını bir ömür geçiremez belki insan ama  bir gününü bile harcayamaz mı böyle cömertçe ? Yok sayıp tanıdığı ve de tanımadığı milyonları, koysa ya merkezine kendini dünyanın. Tıkasa kulağını içinden gelen sesin dışında tüm seslere. Umarsızca şarkı söylese bet sesini dert etmeksizin. Toplum denen canavarın pençesinden sıyrılıp, bir gün, sadece bir gün sahibi olsa bir başına alemin. Denize karşı oturduğunda bedenini taşıyan iskeleti, iskelesi olsa hayallerinin.

Kafamın içindeki kurtlar sorguya çekerken benliğimi, bileklerime takılmış kelepçe gibi  keşkelerimle, ay bitti, mevsim geçti, yılın sonu gözüktü. Bir gün olsun kaçabildim mi diye sordum kendime dün gece. Ondan, bundan, işten, okuldan, eşten, sevgiliden değil. Bizzat, şahsen kendimden kaçabildim mi ? Yalnızlığımın önündeki en büyük engel benmişim gibi geldiğinde, kalkıp yataktan bakmadan ardıma çıkıp gittim. Kırıntılar bırakmama gerek yok ardımda. Yüreğim yetmez çünkü ezbere bildiğim dönüş yolunu zihnimden silmeye. Benim Don Kişot’luğum da bundan ibaret zaten.  Bilmem kaç bininci adımımı attığımda, yorulup soluklanmak için oturduğum şu bankta, ufukta aradığım hayallerle, ardımı yasladığım hatıralar arasına sıkışıp kalacağım. Ve kalkıp sonunda çoktan kalabalıklaşmış sokakları dolduran insanları yara yara döneceğim evime. Yanıma almadığım anahtarımın bedelini ödeyeceğim, emanet telefonla aradığım çilingire. Ömür sermayemden ödediğim nice bedelin yanında ucuz bir karşılığı olacak haylazlığımın.

Sonunda öyle yorgun gireceğim ki yatağa ne yarını düşüneceğim dalarken uykuya, ne bugünün hesabını vereceğim kimseye. 365 günün kefaretini bir güne sığdıracağım gecenin karanlığında. Dünya bugün benden ibaretti, fakat yarın ne sizden ne de ben dahil bizden ibaret olacak. Yığınların kör eden ışığında, kıymetini bilmeden, bilemeden değerli yalnızlığımızın, tüketeceğiz ömrümüzü.

Yorum bırakın