
Gece ve Masa
Öğrenci tayfasının eksiksiz kampüste olduğu yegane dönemdi şenlik zamanları. Derse yetişmekten ziyade konserlere yetişmekti kaygımız. Bulutsuz günlerimize olan özlemimizi dindirmek için, kavrulma pahasına da olsa güneşin altında, erkenden yer tutardık konser alanında. Ama o zamanlar hissettiğimiz hiçbir özlem, o günlere şimdi duyduğumuz özlem kadar büyük değildi. Onca kalabalık içinde sanki bir başımızaymışcasına bağırıyorduk avazımız çıktığınca “Her nefes alışımız bayramdı”. Daha yirmi olmamışken yaşlarımız ve damarlarımızdaki kan deli deli akarken, bize hergün bayramdı nasıl olsa.
Bekledik, elimize sazımızı alacağımız günleri ne de olsa bir umuttu yaşatan insanı o günlerde de tıpkı şimdi ki gibi. Fark edemedik asıl o çağlarda kendi türkümüzü çalabildiğimizi, büyüdükçe başkalarının şarkılarında ara nağme olmaya mahkum olacağımızı. Çayın suyu boyunu aşmadan, boyumuzu aşan işlere kalkıştık çok defa, alıp alıp boyumuzun ölçüsünü, yitirdik cesaretimizi, olgunlaştık yalanıyla kandırdık kendimizi.
Yıllar geçince yuttuğumuz mısrayı söyler olduk yine kalabalıklar içinde bir başımıza, ama bu kez bağırmaksızın, mırıldanarak “Hiçbir kere hayat bayram olmadı.” Şimdi andıkça o günleri, çağırdıkça dost bildiğimiz anılarımız bizi, ah keşke geri alabilsek zamanı diye geçiyor içimizden. Tebessüm edip yüzümüze vuruyoruz gerçeği, sözlerimi geri alamam, yazdığımı baştan yazamam, bir daha geri dönemem, diyerek.
Sabah uyanıp işe gitmek üzere geçince aynanın karşısına, yorgun yüzümüzle göz göze durup bakınca görüyoruz, alnımızda oluşan çizgilerimizi, saçlarımıza karışan beyazları ama hala neyiz, nerelerdeyiz bilemiyoruz .
Ağlamıyoruz da artık eskisi gibi, akmıyor gözyaşlarımız kurudu. Büyüdük diye çoşup seven gönlümüzse durdu. Yine de bir yerlerden duyunca Nejat ağbinin sesini, Sina elinde su bidonuyla ıslatacak diye bekliyorum bizi. Tıpkı yirmi yıl öncesi gibi.
Şimdi gecenin bir yarısı, kaçan uykumun peşinde koşarken tüm yorgunluğumu bırakıyorum kaç vakittir dilime doladığım şarkıya. Hayat her gün bayram değil ama nice bayramlar yaşattı bana, biliyorum. Bir umut hala yaşatıyor insanı, nice bayramlar var görülecek diye. Ne kan, ne nefes, umut dedikleri o şey var ya, işte odur, yaşamın asıl kaynağı.