Yeni İttifaklar İhtiyacı

Türkiye’de ihale yasasını saymazsak en çok değişen yasalardan biri seçim yasası olsa gerek. Çok partili hayata geçtiğimizden beri neredeyse her seçime yeni bir düzenleme ile girdik. 2018 yılında yapılan düzenleme sonucu partilerin seçim öncesi ittifak yapmalarına olanak tanınmasıyla parti isimleri dışında bir de ittifak isimleri ile tanıştık. Daha  önce de partiler seçimlere ittifak yaparak bir diğerinin çatısı altında girebiliyordu. Ancak bu kez açıkça isimlendirilmiş ittifaklar partiler için çatı olmaya başladı. Bu bize mahsus bir durum değil elbette. Bizdeki uygulamanın iki etkisi söz konusu. İttifak içindeki partiler daha ilkeli bir şekilde uzlaşma yoluna giderken ittifak dışındaki partilere karşı keskin bir cephe alış görülmekte. Siyasi elitler arasında uzlaşı kültürünün ne yazık ki çok gelişmediği ülkemizde, ittifak içinde bir uzlaşının sağlanması çok değerli. Ne var ki bu yapının olumsuz sonucu olarak güçlü bir cepheleşme ortaya çıkmakta. Bu durumda ittifaklar / cepheler arası geçişgenlik ancak ittifak dışında kalan partiler ya da ittifak içindeki küçük partiler üzerinden olabilmekte. 

Geçmişte gördüğümüz seçim ittifakları daha pragmatist, barajı geçmeye (91 seçimleri RP, MÇP, IDP ittifakı) ya da aynı kulvardaki diğer partiyi geçmeye  (95 seçimleri ANAP, BBP ittifakı) yönelikti. Bunun tabii sonucu olarak da ittifaklar seçim sonrası dağılıp iktidar oluşumuna yönelik yeni ittifaklar kurulmaktaydı. Bugün ise yine daha çok oy alıp mecliste daha fazla temsil edilmek, barajı geçmek gibi doğal beklentiler olsa da asıl motivasyon yönetim sisteminin korunması ya da değiştirilmesine yönelik olmakta. Bu da belirli ilkelerde seçim sonrası için de uzlaşıyı zorunlu kılmakta. Buna ister eğri gemi doğru sefer deyin isterse de hayırlı bir karardı deyin sebep olan şey 2017 anayasa değişikliği referandumu olmuştur.

 

Önümüzdeki ilk seçime kadar üçüncü bir ittifak teşekkül etmez ise mevcut ittifaklar arasındaki sert cepheleşmenin devam etmesi güçlü ihtimaldir. Ancak yeni partilerin durumu, seçime kadar Türkiye’de yaşanacak olası öngörülemeyen gelişmeler üçüncü hatta dördüncü ittifakı ortaya çıkarabilir. Böyle bir olasılığın var olan siyasi gerginliğinde dozunu düşüreceği kanaatindeyim.

 

Tabii burada klasik Türk seçmen hastalığı olarak gördüğüm “aman oylar bölünmesin” sayıklaması devreye girecektir. Oysa ki oyların bölünmesi ve temsilin çeşitlenmesi demokrasi için arzulanan bir durumdur. Bu uzlaşı kültürünü de geliştirecek sonuçlar doğurur. HDP ve TİP bir Sol İttifak, DEVA, Gelecek, Memleket, LDP gibi partilerin Demokrat İttifakını oluşturması uzlaşma zeminini genişletecektir. Bu noktada seçim yasasında yapılacak bir değişiklikle partilerin kendi logoları olmaksızın ortak bir İttifak logosu altında tek liste halinde seçime girmelerine de olanak tanınması halinde parlamentoda farklı siyasi görüşlerin temsili sağlanacaktır.  

 

Yediye de beşe de düşülürse düşürülsün baraj temsilde adaletin sağlanması önüne kurulan barajdır. Baraj endişesi ile kurulan ittifakların demokrasiye faydası sınırlıdır. Baraj kaldırılıp yukarıda belirtiğim şekilde ittifaklar oluşursa o zaman Türkiye’de tam manasıyla bir uzlaşı kültürünün oluşumu için büyük adım atılmış olacaktır.

 

 

Yorum bırakın