Fuara giden otobüste ayrı koltuklara oturdu kız ile oğlan. Birbirlerinin yüzüne bile bakmadan ayrıldılar kasabadan. Epey bir vakitte ayrı ayrı dolaştılar fuar alanında. Sonra sözleşmedikleri halde bir çadırın önünde rastlaştılar. Kocaman bir tabelada “SİHİRLİ AYNALAR” yazmaktaydı. Erkek söze girdi hemen;
– Eğer içeri girersek güzelliğinden çatlayabilir tüm aynalar
Kız susmaya devam etti mahcupça başını öne eğerek. Sürdürdü erkek ısrarla konuşmayı;
– Aynaları severim ben. Güzeldir aynalar, güzel olduğu kadar tehlikelidirler de ama. Mesela, insanı kendisiyle yüzleştirirler. Kusurlarıyla. Başkalarının gördüğü gibi görmez insan aynada kendisini. Bakışlarının ardına sakladıklarını, içine hapsettiği sırları görür. Şükür ki tanrıya belleksizdir aynalar, gördüğünü de gösterdiğini saklamaz, hatırlamaz, hatırlatmaz. Yine de tehlikelidir. Evvela kendi için insanın. Kimi zaman kibrini kimi zaman aczini gösterir ona. Parlaklığı ile yakar aklını. Alev alır ruhu, tutuşur.
Kız masum bir bilgelikle kesti bu kez erkeğin sözlerini;
-İnsan ancak vicdanı onu zorladığında gerçekten kendiyle yüzleşir. Aynalar ona her zaman hakikati göstermez. Asıl hakikat kendi suretini aradığı gözlere yansır. Ama kimi bakışlar vardır ki kibrini besler insanın olduğundan yüce gösterir onu.
Son cümlesini erkeğin gözlerine cüretkar bakış atarak söylemişti kız. İnsanın olduğundan yüce gösteren bakış nedir diye geçirir erkek içinden. Cevabı aklın da belirdiğinde tebessüm ederek tutar kızın elinden ve birlikte girerler çadırın içine. Önce bir göz gezdirirler çadırın içindeki çeşit çeşit aynalara yaklaşmadan. Sonra erkek bırakmadan kızın elini birkaç adım atıp ilk büyük aynanın karşısına getirir kızı. Ve usulca bırakıp elini tek başına görmesi için kendini, bir adım geri çekilir.
Camdan aynalar pürüzsüz ve hiç olmadığı kadar hiçbir aynanın göstermediği kadar net gösteriyordu kızı. Ancak farklı olan bir şey vardı, ayna kızı olduğundan üç kat daha uzun yansıyordu cama. Hayretle küçük bir çığlık attı. Yaklaşıp yanına kulağına fısıldadı erkek;
– Her zaman böyle korkutmaz büyüklük insanı. Çoğunun gururunu okşar. Gördüğünün sahteliğini algılayamaz olur boyuna posuna inanır. Tepeden bakar etrafına. Onun gözlerine bakanlar kendilerini başka görür.
İki eliyle tuttu omuzlarını, ikinci aynanın karşısına getirdi kızı. Bu kez olduğundan kısa ve basık yansıyordu görüntüsü. İlkinden daha yüksek bir çığlık attı kız. Korkmuştu kendi görüntüsünden ziyadesiyle. Devam etti erkek fısıldamaya;
– Oysa hiç kimse böyle değildir. Sadece kibirle bakan gözlere yansıdığı halidir gördüğü. Kendinden vazgeçtiyse eğer inanır gördüğüne. Benliğine sahip olamayan zayıf karakterlidir iki suretine de inanan. Sense güzelliğinin farkındasın. Hiçbir ayna yanıltamaz seni.
Üçüncü aynanın karşısına geçtiklerinde gördüğü karşısında gözlerini kapadı kız. Yüzü, bedeni yamuk yumuktu. Güzelliği yansımıyordu karşısına. Önce gördükleri kendisini korkuttuysa da güzelliğini gölgeleyemiyordu. Oysa bunda gördüğü yüz kendisinin olamazdı.
– Kimse seni böyle göremez eğer gözlerinde kusur yoksa. Ama sana bir kez bakan senden gayri tüm kadınları böyle görebilir. Gözleri senle mühürlenir. Yine de bazısının gözüne olduğundan daha güzel yansır yüzün.
Dördüncü aynada gördüğü yüzü ışıl ışıldı. Sanki bir yıldız gibi parlıyordu bakışları. Güzelliğin farkındaydı lakin gördüğü güzelliğinin ötesinde bir parıltıydı.
– Gönlünde ateş yanıyorsa insanın gördüğü böyle parlak olur işte. Bire bin katar, karanlığa aydınlık. Sen o ışıltıyı göreni bulduğunda anlarsın ki gecesinin yıldızı olmuşsundur karanlıkta kaybolmuş yönünü arayanın.
Beşinci aynanın karşısına geçtiklerinde, yanına geldi kızın erkek. İkisi birlikte yansıyordu şimdi cama oldukları gibi.
– Hakikati görmek ve onu sevmek. Kimin gözlerinde görürsem kendimi olduğum gibi, aradığım benliğimi bulmanın saadetine ererim. Sen benim gözlerimde nasıl görüyorsun beni bilmem ama ben olduğum gibi görüyorum kendimi senin bakışlarında. “Ben”, olabildiğim tek yere teslim etmek istiyorum kendimi.
Gördüklerinin ve duyduklarının etkisini inkar edemezdi kız. Erkeğin gözlerinin içine baktı, kendini aradı.
– Benim gördüğüm kim ?
– Ben miyim gerçekten yoksa olmamı istediğin ben mi ?
– Bu kuşku neden ?
– Sen bana kaçtığım benliğimmişim gibi bakıyorsun.
– Kaçıyor olman senin kim olduğun gerçeğini değiştirmez. Kendinden kaçıyorsan eğer ve kaçtığın seni, görüyorsan gözlerimde hakikatle yüzleşmelisin.
– Bunca zaman kaçtığım o aşkın parlak tacını koyuyorsun başıma.
– Kaderin buysa senin kaçamazsın zaten.
– Belki de haklısın, ömrümün sonuna kadar kaçamam kaderimden. Ama yine düşünmem gerek böyle çabuk karar veremem.
– Kendini görmen yaşamdaki sınırlarına ulaşman demektir. Ötesi yok bunun..
– Ötesi yoksa gördüğümün, sonu olmaz mı benliğimin.
– Son ya da başlangıç kaderimizdir bizim.
Sessizce başını önüne eğdi kız. Yaklaşıp ona, çenesine değdirdiği iki parmağı ile gözlerini gözlerine buluşturdu erkek. Ele ele girdikleri çadırdan el ele çıktılar yine. Son kez bakıp birbirlerine iki ayrı yöne yürüdüler. Akşam onları getiren otobüse yine iki yabancı gibi binip ayrı ayrı oturdular. Ama artık birbirlerinin gözlerinde görmüşlerdi birbirlerini ve mesafeler yitirmişti anlamını. Uzak diye birşey yoktu onlar için. Her gün aynaya baktıklarında tek başına değil birlikte yansıyacaktı suretleri cama. Onlardan başka kimsenin göremeyeceği bir sihirdi bu. Aynayı asıl sihirli kılan da aşk denilen iksirdi.
Not: Bu yazının italik kısımları henüz yayımlanmamış roman çalışmamdan alıntılanarak uyarlanmıştır.