Mevsim kış, vakit akşam, hava kapalı, deniz dalgalı. Gök gürlemiş bir vakit, dökmüş içini ıslatmış caddeleri. Geçmemiş rüzgarın öfkesi, sert esiyor, sallıyor ağaçları, köpürtüyor boğazın girdaplı akıntısını. Hızlı adımlar ulaştırıyor ikisini yan yana iskelenin yüzyıllık binasına. Titrerken soğuktan, başkalarının nefesiyle ısınan bir çatı altı onlar için burası. Herkesi tek tek süzüyor kadın, tanıdık bir yüz var mı diye endişelenerek. Ona göre çok insan var etrafta. Adam ise kimseyi görmüyor kadından başka, ne orada ne de dünya da. Vapurdan önce dalgalar yanaşıyor kocaman kocaman. Beyazını gördükleri köpüklerin iri damlaları sıçrıyor camdan kapıya. İlk ürpermesi değil kadının korkuyla son da olmayacak çok belli.
Kapı açılıyor, insanlar birer ikişer biniyor vapura. İki yabancı gibi yan yana ama birbirlerine bakmadan ilerliyor kadınla adam. En köşede bir cam kenarına oturuyor önce kadın saklanırcasına, adam da hemen yanı başına. Kadın önce gözlerini dikiyor karşıdaki boş koltuğa, adam çevirip başını bakıyor ay ışığının vurduğu denize. İkisi de usulca bakışlarını buluşturuyor vapurun penceresindeki akislerinde. Kadın, “korkuyorum” diyor, sanki uzaklara seslenircesine ama fısıldayarak. Adam “korkma” diyor içi titreyerek. Zamansız rastlaşması, cesaretle korkunun ya da kapışması bir deniz harbinde iki zıt duygunun.
– Ben gerçekçiyim, sen hayalperest. Hayaller güzeldir tabii. Hayal dünyasında yaşayanlar korkmaz. Gerçek dünya öyle değil, acıtır, incitir, acımasızdır. Gerçekleri görebilsen sen de korkarsın. O kadar kaptırmışsın ki kendini düşler alemine bulutlardasın.
-Ben hayalperestim doğru. Hayallerim var. Çok severim hayal kurmayı. Ama yanılıyorsun. Sadece hayal dünyasında yaşayanlar, korkar. Çünkü hiçbir gerçek hayaller kadar mutlu etmez insanı. Onlar gerçeklerden korkar…
-O halde neden ?
-Çünkü ben hayalperestim ama hayallere kendini mahkum eden bir esir değilim. Gerçeğe de düşman değilim bu yüzden. Düşlerimle de gerçekliğimle de barışığım. Bir kavga yoksa ortada korkacak bir şey yoktur. Sen hayallerinle gerçekliği buluşturmak yerine kavgaya tutuşturuyorsun. Korktuğun da bunun seni yaralaması.
-Kısmen haklısın Ben o kavgadan korkuyorum, o kavga çıkmasın diye vazgeçiyorum.
-Aman ağzımızın tadı kaçmasın…
-Kaçmasın tabii.
-Böyle çok lezzetli çünkü hayat, böyle çok güzel ! Vazgeçtiklerinle yoksunlaşıyorsun.
-Evet böyle daha iyi, güvendeyim en azından.
-Güven değil bu esaret. Kendini bir hücreye kitleyip güvendeyim diyemezsin.
-Ya napayım. Canım çok yandı diyorum neden anlamıyorsun.
-İyileşmedi mi her yara. Düşdüm diye yürümekten vazgeçseydin hala emekliyor olurdun.
-Offf çok biliyorsun….
Sustu ikisi de. Göz gözeydiler. Birinin gözü ateş saçıyordu adeta diğerinin ki buz gibi. Biri yakıyor cayır cayır diğeri titretiyor. Ya su yanacak bu hikayede ya ateş sönecek. Kadın bozdu sessizliği:
-Öpebilirsin.
-Öpmeyeceğim.
Vapur yanaştı karşı yakaya. İnceden çiseliyordu yağmur. Yürüdüler biraz ıslanarak. Durdular sonra. “Seviyorsun” dedi adam “hayır” dedi kadın. Şimşek çaktı önce gök gürledi sonra. Sarıldı biri diğerine sımsıkı, dudaklarından öptü sonra öteki. Kim sarıldı önce kim öptü ilk ? Onlar da bilmiyordu…