Transhümanizm ve Liberalizm

Ütopyalar çağında yaşıyoruz belki, gelecek artık distopya olarak düşleniyor ağırlıkla. İnsanlığın kendi sonunu kendi elleriyle hazırladığı, felaketine doğru yol aldığı endişesi dolaşıyor fiber ağlarla örülmüş, siber gökyüzünde.  Jules Verne’nin hayallerini aşan, George Orwel’ın korkularını masum kılan, Matrix’in kurgularının ötesinde  bir çağa yol alıyoruz. Üstelik göstere göstere, olanca tantanasıyla

Okumaya devam et

“Evet” (% 50.16), “Hayır” (% 49.84)*

evet-hayir1961 den bugüne altı kez referandum sandığı kurulmuş ülkemizde. Yedincisi de kurulmak üzere. Dördünde muktedirler istedikleri sonucu almış, 1987 ve 1988 de yapılan referandumlar da ise iktidarın istediği sonuç çıkmamış.

30 yıl önce 1987 en yüksek katılımlı (%95) referandumda sonucu  % 0,32 lik (75 000 oy) belirlemişti. İçinde bulunduğumuz dönemi hariç tutarsak, en sert propagandanın yapıldığı oylama  sürecinde aklımda kalan Güneş Taner’in “No” yazan tişörtü ile ANAP’ın 80’öncesi  anarşi dönemine göndermeli reklamları. Bir nevi Eski Türkiye- Yeni Türkiye söylemini ilk hali.

Okumaya devam et

Vukuu, şüyuundan beter

Şüyuu vukuundan beter deyimi, bir şeyin söylentisinin gerçeğinden kötü olduğunu ifade eder. O melun gasker_posbe_gunlukleri1ecede gördüklerimiz deyimi tersten okuttu bize, anladık ki yaşadığımız vaka, yıllardır dolaşan şayiasından betermiş.

Nüfusun % 90’ı 1960 darbesini yaşamadı, ülkenin başbakanının darağacındaki resimlerini gördü sadece.   %80’e yakını 1971’den sonra doğdu, ders kitaplarında yazmıyordu askerin muhtırası, öğrenemedi. O yılları hep seksen öncesi diye bildi. 12 Eylül sonrası doğanlar çoğunlukta ülkemde. 28 Şubat postmodern darbesinde yürüyen tanklardan sonra dünyaya gelen Z kuşağı ise dörtte biri neredeyse toplam nüfusun.  2012 de yapılan bir araştırmaya göre halkın % 77’si artık bir darbe olacağına inanmıyordu.

Okumaya devam et

Hak mıdır başkasına acımak ?

“Gazeteciyi tutuklamışlar” diye söyleniyordu vapurdaki teyze. Oysa pek severmiş onu. Bütün beacmak-ve-umut-0B7D-7D2B-3A16lgesellerini izlemiş. Çok okumasa da yazdıklarını, yazık olmuş çocuğa. Çocuk dediği  ellisini aşmış aslında.

Televi
zyonda son dakika geçmeden sosyal medyaya düştü haber. Yerde yatan beyaz ceketli adamı vurmuşlar ensesinden. Üstelik çatışmayın, savaşmayın, kurşun sıkmayın dedikten dakikalar sonra, söylediklerine nazire yaparcasına. Buzlanmış görüntüye bakıp ah çekip kurbanın kaderine acıyanlar, kadere isyan edenler dokundu klavyelerine.

Okumaya devam et

Vazgeçsek kendi savaşlarımızdan

biriibar-balatmala-7DA8-DFF4-4BDBYaşama savaşı, ekmek kavgası derken hep bir kavga gürültüye teslim olmuşuz. Tırnaklarımızla kazıya kazıya  gelmişiz bir yerlere. Durmamışız kazanımlarımızı koruma mücadelesi vermişiz . Yetmemiş, kuyumuzu kazanlarla, arkamızdan iş çevirenlerle, bizi çekemeyenlerle, haset edip kıskananlarla, kızanlarla sürdürmüşüz sonu gelmez harbimizi.  Sevenimiz kadar sevmeyenimiz de  olmuş, olmasa da zaten hayatın kendi yükü yetmiş ayakta kalma kavgasına tutuşmamıza. İnsan oğlunu çiğ süt emmiş bellemişiz. Akrabayı bile akrebe referans etmişiz. Kaderi zalim, feleği kahpe bilmişiz. Arkamızı kollamadan, sırtımızı sağlama dayamadan adım atmaya imtina etmişiz.

Okumaya devam et

Gün gelir Demokrasi de tükenir.

Demokrasilerde çareler tükenmez demiştizamanında malum siyaset erbabı. Haklıydı da bir bakıma, demokrasinin dinamizmi, kendini yenileyebilme kabiliyeti, çoğulculuğu, her derde alternatif çarelerin yeşermesine olanak tanıyor.   Ne var ki demokrasi de kusursuz ve ölümsüz  değil sonuçta. Çoğulculuğu, çoğunluğa karşıgüçsüz. Bu zaafiyeti  dinamizmini öldürüyor ve atalete mahkum ediyor onu. Dinamizmini yitirdiğinde ise kendini yenileyemez hale geliyor, tükenmeye yüz tutuyor.  Aslında bunu fark etmek zor değil ancak “istikrar” sanki demokrasinin bir üst aşaması gibi zuhur ediyor bu noktada. Demokrasiyi çizgisel bir süreç olarak gördüğünüzde böyle bir algının oluşması doğal.  Oysa ne demokrasi ne de hayatın kendisi düz bir rota takip etmiyor.  Ondan beklenen de bu değil zaten. Yeni yollar çizebilmeye, yoldan çıkmaya, yol açmaya olanak tanıması. Bu da ancak farklılıkları bünyesinde barındırması ile mümkün.  Basit bir saygı söylemi kurtarmıyor demokrasinin “namusunu” aksine saygı duymadığı, sevmediği şeylere de tahammül edebilmeyi, tahammül edebilmenin ötesinde muhafaza edebilmeyi gerekli kılıyor. Olumlu anlam da mahalle baskısının gelişmesi bekleniyor.

Okumaya devam et

Bu kez bölsek oyları ne olur ?

oy-pusulas-1-06A6-C63A-C1CA (1)Bir kez de bölsek oyları ne olur? Öyle üç dört partiye değil  ama sağlam bölsek, parça pinçik etsek. Kimseye böbürlenip büyüklenme fırsatı vermesek. Aksine tüm kuru gürültüleri kesecek bir şeye sebep olsak.   Kürsülerde bas bağıranları susturup sessizliğin huzurunu hatırlatsak ne olur?

1999’da ilk oyumu kullandığımda bu kadar değildi. Ama ondan sonraki her seçimde gür bir ses halini aldı sahibini bilmediğim “aman oylar bölünmesin”  fısıltısı. Başlarda bir cepheye mahsus bir söylemken şimdi her cenahta sıklaştı saflar. Muhabbetler kesildi, ötekiler düşman bellendi.  İlla bir taraf haindi ve oylar bölünmemeliydi. Ne iktidardan ne muhalefetten memnunduk oysa.  Ama sanmayın ki bir demokrasi oyunuydu bu sadece. Bizim zihnimizin almadığı büyük bir komplo vardı ucu dışarda.  Ve bozmak için bu oyunu bölmemeliydik oyları.

Okumaya devam et

Şarap vergisi ve vergiden kurtuluş günü

vergi-2659-5D30-1FF7Ha bugün ha yarın derken başladı hükümet görüşmeleri. Her parti bir çizgi çekti kendine kırmızı diye isimlendirdiği. Ama hiç birinin kırmızı çizgisi vatandaşın önüne konulan faturadan geçmiyor.  Malum, devlet aygıtı verdiği(!) hizmetin bedelini vergi ile faturalandırır. Ancak meclisteki partiler ne seçim vaatlerinde ne de seçim sonrası koalisyon koşullarında bu faturayı dile getirmez. Nasıl olsa vatandaş bunu ödemeye razıdır. Eh hal böyle olunca da tüm hesaplar toplanan bu paranın harcanması üzerine yapılır. Asgari ücreti şu kadar yapıp, bu kadar ikramiye verip, şöyle sosyal yardımlar yapacağız diyerek Robin Hood misyonu yüklenir devlete. Yalnız unutmayın ki bizim Robin sadece zenginden değil herkesten alır vergiyi. Sonra keyfince dağıtır kendinin olmayan o parayı.

Okumaya devam et

Mutluluğa oy vermek

Mutluluğun resmini çizmek, şarkısını söylemek, hikayesini yazmak, filmini çekmek bir şekilde mutluluğu tarif etmek kolay olmasa gerek. Sözlüklerde, ansiklopedilerde yazdığı anlamların ötesinde her bir insaSecimler E9FB-AEF3-5A2Bnın zihninde ayrı bir hayal mutluluk. Zamandan, mekandan ve tabii ki insandan bağımsız, değişmez, ezeli ve ebedi “mutluluk” mümkün mü? Değilse ki eğer her insan için bir hak değil midir  mutluluğunun peşinden koşmak?

Mutluluğa giden duble yol yapıldıysa bile bana haber veren olmadı. Üçüncü köprünün güzergahında da gözükmüyor benim bildiğim.   O halde ya vazgeçmeli bu arayıştan, başımı iki elimin arasına sıkıştırıp kederlenerek. Yahut da bana sunulan “mutluluk” projeleri ile idare etmeliyim. Hele seçim dönemi bir cennet bahçesi  kaldı ne de olsa vaat edilmeyen.

Okumaya devam et

Türkiye Kendi Putin’ini mi yaratıyor ?

yeltsin-ve-putin-8B23-6092-9A9CHer toplumun kendine özgü koşulları olduğu inkar edilemez bir gerçek. Tarih de birebir tekerrür eden tekdüzelikte akıp gitmiyor. Her iki çekinceyi göz ardı etmesem de aşağıdaki hikayenin yol açtığı çağrışımlar geleceğe ilişkin endişelerimi körüklüyor. Acaba Türkiye kendi Putin’ini mi yaratıyor ?

1991 yılı Türkiye’de seçim yılıydı. Bu seçim bildiğim kadarı ile  Recep Tayyip Erdoğan‘ın kaybettiği son seçim olarak kayda geçti. Refah Partisi meclise girmişti ama, tercihli oy sisteminin azizliğine uğrayan Erdoğan milletvekili olamıyordu.

Okumaya devam et