Liberalizmin Millete İhtiyacı Var

IMG_2110Francis Fukuyama Foreign Affairs dergisinde yayımlanan yazısında liberalizim evrensellik iddasından vazgeçmeden ulus devletlerle uzlaşabileceğini, hatta bu uzlaşının zorunlu olduğunu savunuyor. Kişisel görüş ve eleştirilerimi eklemeksizin  çevirsini paylaştığım makalenin İngilizce orjinalini linkini de yazının sonunda bulabilirsiniz. 

Liberalizm tehlikede. Liberal toplumların temel prensipleri farklılıklara hoşgörü, bireysel haklara saygı ve hukukun üstünlüğüdür. Dünyada demokratik bir durgunluk ve hatta bir bunalım olarak adlandırılabilecek şeyler yaşanırken bu değerlerin hepsi tehdit altındadır. Freedom House’a göre, dünya çapında siyasi haklar ve sivil özgürlükler son 16 yıldır her yıl düşüyor. Liberalizmin düşüşü, Çin ve Rusya gibi otokrasilerin artan gücünde, Macaristan ve Türkiye gibi ülkelerde liberal -ya da sözde liberal- kurumların aşınmasında ve Hindistan ve Amerika Birleşik Devletleri gibi liberal demokrasilerin gerilemesinde belirgin olarak görülür.

Okumaya devam et

21. Yüzyıl İçin 22. Ders

IMG_6338Harari’nin üçlemesinin (Sapiens, Homo Deus) son kitabı olan “21.Yüzyıl için 21 Ders” serinin en zayıf halkasıydı bana göre .  Nisan ayında The Guardian’da yayımlanan pandemiye ilişkin makalesi bu kitaba 22.Ders olarak eklenebilecek nitelikte. Kitaba benim ekleme imkanım yok ama çevirmeye çalıştım. Yazı için kullandığım  başlık benim görüşümü ifade eder.

Koronavirüs pandemisi bizi ölüme karşı daha geleneksel ve kabul edilen tutumlara mı döndürecek yoksa hayatı uzatma çabalarımızı güçlendirecek mi?

 

Okumaya devam et

Türk Ülkesinin Geri Düşmesinin Sebebi*

IMG_2396

27 Temmuz 1868 Hürriyet Gazetesi

(…)

Bizde din ve siyaset ilminin dayanağı olan Kuran-ı Kerim ve hadis, Arap dili üzerine meydana geldiğinden Arapça emredilen dil kabul edilerek, din kitaplarının tümü ve  akli bilimlerin çoğunluğu Arapça yazılmıştır. Bundan dolayı islam devletlerinde Arap dilinin yaygınlığı ve geçerliliği son derece gerekli bulunarak şer’i ilimler tahsili sebebiyle kolaylaştırılmaya gayret edildi. Ancak Arap olmayanlar için Kuran’ın ince noktalarını  ve hadislerin derin manasını anlamak kolay olmadığından, kelime bilgisi, cümle tahlili, mantığı, manası ve sözlük gibi bir takım dini ilimlerin öğrenimi için  gayret sarfedilmesi gerekli görüldü ve bir çok kitap yazıldı. Binli yıllara gelinceye  kadar o zamanların eğitimi yalnız dini ilimlere mahsus olmayıp, fıkıh, tefsir, tarih, kelam, matematik, bilimlerinde çalışılarak maharet kazananlara alim denilir ve bir medresinin müderrisliği görevlendirilir veya bir memleketin yönetiminde boşluk olsa sayısız ehil kişi talep gösterip imtihanla en ehliyetlisine görev verilirdi. O tarihlerden sonra devletin iç karışıklıkları ve dış işleri  bu kurala uymaya izin vermeyip müderrislikler hatır veya kayırma için verilmekte ve bu sebeple yetkin insanlar geri kalıp ümitsizliğe düşmektedir. Ehliyetliler yetişmemeye başladı ve bu hal bu asra kadar devam etti.

Okumaya devam et

İlliberalizm üzerinden Türkiye’de Seçimleri Düşünmek – Demokrasi Üzerine Yazılar 2-

IMG_2948Tarihin her döneminde politik akımlar belirli dönemlerde  farklı ülkeler üzerinde etkili olmuştur. Günümüzde bu etkileşim, iletişim ağınının hızı ve gelişmişliği nedeniyle daha hızlı ve kolay olmaktadır.  Geçtiğimiz ay gerçekleştirdiğimiz seçim değerlendirilirken  Türkiye’nin dünya dışında bir yer olmadığı unutulmamalıdır. Aşağıda alıntıladığım yazı Foreign Affairs dergisinin Mayıs-Haziran 2018 sayısında “Doğu Avrupanın İlliberal Devrimi” adıyla Ivan Krastev imzalı olarak yer aldı. Ben elimden geldiğince çevirmeye çalıştım. İçinde sadece bir kez Türkiye ifadesi geçmekte, Satır aralarında ne kadar kendi ülkemizi buluruz bu okurun takdirine kalmış. 

Doğu Avrupanın İlliberal Devrimi

1991’de, Batı’nın Soğuk Savaş’taki zaferini ve liberal demokrasinin dünyanın her köşesine yayıldığını duyurduğu sırada, politik bilimci Samuel Huntington aşırı iyimserliğe karşı bir uyarı yayınladı. Journal of Democracy’de  Demokrasi’nin Üçüncü Dalgası başlıklı makalesinde Huntington, 1820’lerden 1920’lere ve 1945’ten 1960’lara kadar önceki iki demokratikleşme dalgasının tarihsel olarak yeni otoriter rejim biçimleriyle demokratik sistemlerin yerini alan ters dalgalar” tarafından takip edildiğine dikkat çekti. Eğer yeni otoriter büyük güçler “demokratik olmayan bir egemenliğin sürdürülebilirliğini”  ya da dünyanın dört tarafındaki  insanlar  “siyasal durgunluk, ekonomik verimsizlik ve sosyal kaos tarafından beslenen bir güç olarak” ABD de demokrasinin fenerinin solduğunu görürse üçüncü bir ters dalganın mümkün olacağını öne sürdü

Okumaya devam et

Kendisisin Güneşin…

IMG_0219

Uzaklarda Güneş

Şiir, pürüzsüz, yumuşak bir el gibi ruhunu okşar insanın. Müziğin esintisiyle açmışken hayallerimin yelkenlerini hiç tanımadığım bir şairin dizelerine rastladım. İlk kez  Türkçe dışındaki bir şiir beni bu kadar etkiledi. Önce sadece paylaşmak istedim, sonra haddimi aşıp Türkçe’ye çevirmeye çalıştım. Şair Arthur Gorges ve Tanrı affetsin beni. Naçizane tavsiyemdir, mısraları okurken Eventia Reboutsika ‘ın “We will meet again” i çalsın fonda.

Okumaya devam et

Küreselleşmeye Gidiş; Beşiktaş, Nasıl Türk Chelsea’si Olmayı Hedefliyor ?

Beş yıl önce İstanbul’un üç büyüğü – Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş – iki büyük haline gelecekmiş gibi görünüyordu. Beşiktaş 250 milyon £ borç, 142 adet dava ve Avrupa kupalarına katılımının askıya alınması ile mücadele ediyordu.

fullsizeoutput_2ae.jpeg

Fikret Orman, 2012’de Beşiktaş’ın başkan seçilmesinin ardından “Başkası bu kulübü yönetmek istemedi, çöküşün eşiğindeydik” dedi ve muhtemelen haklıydı.

Fakat beş yılda tamamen farklı bir hikaye yazıldı. Beşiktaş, sadece üç büyükler içinde kalmadı, diğer ikisini de geçti ve son iki lig şampiyonluğunu kazandı. Eski İnönü’nün yerine yeni bir stadyum inşa ettiler: 41903 kapasiteli – 1903 yılı kulübün kuruluş yılı – Vodafone Arena, Dolmabahçe Sarayı’nın karşısında, Boğaz kıyılarında pastoral bir ortamda yer alıyor. Akıllıca transferler yapıyorlar, bu yaz takıma katılacak oyuncuların birisi Real Madrid’li defans oyuncusu Pepe.

Okumaya devam et

Birleşik Devletler Dış Politikasının Güçleri: Kongre ve Başkan

Jonathan Masters,Congress-White-House-640
2 Mart 2017

Giriş

Birleşik Devletler Anayasası dışişleri yetkilerini hem yürütme hem de yasama organları arasında  paylaştırır. Bazı yetkiler, Ordu komutanlığı gibi, sadece Başkan’a,  bazılarıysa, dış ticaretin düzenlenmesi gibi, Kongre’ye teslim edilirken, diğer yetkiler ikisi arasında bölünür.

Kuvvetler ayrılığı, Başkanın ve Kongrenin dış ilişkilerdeki rolleriyle, aynı zamanda ayrı ayrı sahip oldukları yetkilerin sınırları üzerinde büyük tartışmalara neden olur.  Edward S. Corwin, 1958’de “Anayasa, yalnızca konuyu olumlu etkileyebilecek kuvvette sahip olduğu düşünüldüğü için, Amerikan dış politikasını yönetme ayrıcalığı için bir mücadele çağrısıdır” diye yazıyor.. Dış politika uzmanları, başkanların modelin bir parçası olan Kongreye rağmen gücü elinde toplayarak son yıllarda savaş boyunca veya ulusal acil durumlarda yürütme organının yasama organını gölgede tutma eğiliminde olduğunu söylüyorlar.

Okumaya devam et

“Biz Romanya Değiliz”

TrumpGeçenlerde sevdiğim bir arkadaşım facebook’unda paylaşmıştı sanırım, “ABD de seçim sonucu ekonomik ve politik olarak dünyayı ilgilendirdiğinden biz de bu seçimlerde oy kullanmalıyız.” mealinde bir cümleyi. Böyle bir olanak olsa, dünyanın geri kalanının seçimlere ABD seçmeninden daha yoğun katılım göstereceği muhtemeldir. Oy veremeyecek olsak da önseçim sürecinin bile yeterince ilgi gördüğü aşikar.  Önceki seçimlerden farklı olarak Cumhuriyetçi’lerin Başkan adayı olması beklenen Donald Trump’ın radikal söylemleri ilgiyi arttıran nedenlerin başında geliyor. ABD’deki  Trump karşıtlarının yanı sıra gezegenin her köşesinde endişeli modernlerin gözü okyanus ötesinde.

Okumaya devam et

Bu güzel havalarda gidesim tutar.

Bir bahar daha bitti bitiyor. Güneş yazı selamlıyor aheste aheste. Güzel bilinir ya bu havalar. Güzel orhan-veli-21E3-FD00-5361hakikaten. Yine de bir kuşku taşırım her güzele dair. Herkesin bildiği bir hikaye yok mudur bir güzele önce meftun olup aklını zayi eden mecnunları anlatan.  Hele ki garipliğiyle meşhur Orhan Veli “Beni bu güzel havalar mahvetti” demişken.

Hal böyle olunca “güzel” der bir nefes dururum. Derin bir nefes. Güneşin kırık sıcağını hissedip, rüzgarın esintisini içime çekecek kadar. Göğe bakar maviye, ormana bakar yeşile tutulurum. Bir deniz ararım sevdalanmadığım zamanlarda. Sevdaya düşünce yârin gözleri derya deniz nasıl olsa.

Okumaya devam et

Sen Benim Hiçbirşeyimsin ve Ben Birinin Hiçbirşeyiyim.

a1-8A58-C068-328FAğaçlar sonbahara çoktan hazırdı göçüp gittiğinde fani dünyadan. Ve bu şehir o eski İstanbul değildi artık. Karanlıkta bulutlar parçalanıyor, Sokak lambaları birden yanıyordu. Kaldırımlarda yağmur kokusu hala duyulurken, o toprağa kavuşuyordu. En sevdiğim şiirlerin şairi, Attila İLHAN.

Sevmeyi ondan öğrenmedim elbette. Severken yalnız olmadığımı öğrendim sadece. Korkularımdan utandığım anlarda “Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur”diye fısıldadı kulağıma. İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur dediğinde yorgunluktan çöküp kalmıştım koltuğuma. Bıçak sırtı bir yaşam diye geçiriyordum ki içimden Tutsak ustura ağzında yaşamaktan bahsetti bana.

Okumaya devam et