Sesim mi Sessizliğim midir Zırhım ?

Sadece bir merhaba demiştim oysa. Onunsa anlatacak ne çok şeyi varmış. Ama benim dinlemeye mecalim yok ki.  Kaç kez niyetlendim “yeter sus” demeye, vazgeçtim sonra. Öyle heyecanlıydı ki anlatırken kıyamadım galiba. Farkındaydı boşboğazlığının, özür diliyordu sürekli ama susmuyordu, susamıyordu bir türlü. Bende duymuyordum onu artık, boş boş yüzüne bakıp anlamaya çalışıyordum bu halinin esbab-ı mucibesini.…Read more Sesim mi Sessizliğim midir Zırhım ?

Kağıttan Uçak

Beyaz bir kağıt duruyor önümde, mavi mürekkepli dolmakalem ise elimde. Tek satır yazmadan çeviriyorum kalemi sürekli parmaklarımın arasında. Aklımdaki binbir düşün ce bir cümle olmayı beceremiyor. Kelimeler doğru sırayı bulup artarda dizilemiyor. Ve ben o sözcük katarlarına binip gidemiyorum.   Giderken ne yazar insan, veda mektubu mu ? Ama benim öyle mektup yazasım yok şimdi.…Read more Kağıttan Uçak

Masalla başladı hayat.

Bir masalla başladı hayat çoğumuz için. Konuşmayı öğrenmeden daha dinlediğimiz  masallarla tanıştık hayatla. Uykudan önce bazen ninni tınısında, bazen nasihat tadında sızdı kulaklarımızdan zihnimize. Anlamıyorduk başlarda ama kesiliyordu ağlamalarımız, gözlerimiz anlatının gözlerindeyken dalıyorduk rüyalara Az biraz büyünce bana bir masal anlat baba dedi kimimiz, kimimizse birşey demeden gözlerinin içine baktı annemizin. Kim ne derse desin…Read more Masalla başladı hayat.

Paylaştığın her fotoğraf…

Pek bir sinirliydi bizimki yine. Elinde telefon dolanıp duruyordu bir aşağı bir yukarı. Sordum “nen var” diye bir mırın kırın etti önce döküldü peşine. Cumartesi ayrıldığı sevgilisi Pazar akşamı olmadan paylaşım koymuş sosyal medyaya. “Başkasıyla mı?”  dedim, “yok yok “ dedi neşeliymiş sadece görüntüde. Güle oynaya dolanıyormuş, keyfi yerindeymiş. “Ne var bunda” diyecek oldum, arttı…Read more Paylaştığın her fotoğraf…

Nisandı, Akşamdı ….

Nisandı, akşamdı, Yağmur yağıyordu, esmer ayakları çıplak bir yağmur, Yağmur yağıyordu ömrümün ilk Roma akşamında.* Otelin penceresinden seyrediyordum, ince ince düşen damlaları.  Bir kadın belirdi karşıdaki parkın kapısında. Acele etmeksizin adımlıyordu boş sokağı. Islanmak için dışarıdaydı sanki. Herkes kendine bir şemsiye ararken o saçlarını savuruyordu akşama çöken gri bulutların altında. Birden durdu ve açtı kollarını…Read more Nisandı, Akşamdı ….

Yağmur Çok Uzaklarda…

Üşüyorum. Hep kalabalık olan sahil yolu bomboş bu sabah. Martılar bile görünmüyor neredeyse. Bir banka oturup üstümdeki ince monta sarılıp titreyen ben varım sadece. Yağan yağmur ve her damlayı kucaklayıp içine alan deniz. Çenem kontrolsüzce titriyor bir süredir. Manasız inadı bırakıp ayağa kalkıyorum.  Bir kilometre kadar ötedeki bilindik kahveciye yürüyorum acele etmeksizin. Utanıyorum. Kapıdan içeri…Read more Yağmur Çok Uzaklarda…

Zengin olsak mutlu olur muyduk ?

“Zengin olsak mutlu olur muyduk” diye sordu bana aşinası olmadığım bir dilde. “Daha mı mutlu olurduk” demedi, sanırım mukayesesiz bir mutsuzluk vardı üzerinde. Ne zengin edebilirdim onu ne de mutlu. Kendimi de edemeyeceğim gibi. “Şart mıdır mutlu olmamız” diye yanıtladım sorusunu.   Devam etseydi sohbetimiz birkaç cümle sonrası “mümkün müdür mutluluk ?” diye sürebilirdi sözlerim. Ömrümüzü…Read more Zengin olsak mutlu olur muyduk ?

Sıradanlığımızın Teneffüs Saatleri…

Mavide arıyoruz bu mevsim huzuru.  Ya sonu görünmeyen denizlere bırakıyoruz bedenlerimizi, ya da yeşilin içinde yol bulan ırmaklara salıyoruz ruhumuzu. Akan suya hayran bakışlarımızla, akıp giden hayata dair endişelerimizi unutuyoruz üç beş günlüğüne dahi olsa.  Sere serpe uzandığımız kumsallarda seyrediyoruz kaygısızca çevremizi. İnsanlar değil gözümüzün gördüğü, deniz, kum, güneş, ağaç, orman , ırmak hasılı insanı…Read more Sıradanlığımızın Teneffüs Saatleri…

Bir meydana kurban ettik parkımızı

Ağaca seslenerek der ki şair; Fakat eğer sen Bizimle beraber Kaydırak oynamasını bilseydin Seni daha çok severdim. Beton kaydıraklar vardı çocukken oyun oynadığımız parkta.  Az ötelerinde at kestanesi ağacı, berisinde ıhlamur, aşağısında çam. Gelip ne kaydıraktan kaydılar bizimle, ne salıncağa bindiler yahut da tahterevalli de karşımıza oturmuşlukları  yoktur bir kez olsun bile. Yine de, saklambaçlarımızda…Read more Bir meydana kurban ettik parkımızı

Zarfta Değil Marifet Mazrufa Bakmak Gerek

Yazıya meftun olanların ilk göz ağrısıdır mektup.  Modern zamanın elektronik postaları gibi değildir.  Kalem illa ki kağıtla buluşmalı, mürekkep beyaz zeminde kendine yol bulmalıdır. Dili lal olsa da insanın kalemi  lafzen olabilir. Ağzından dirhemle söz dökülen, kağıda çağlayabilir. Meşe mazısından yapılan soluk mavi mürekkep, kıvamını ancak kalbin imbiğinde bulur. El dediğimiz uzvumuz vesile olur. Toprağın…Read more Zarfta Değil Marifet Mazrufa Bakmak Gerek