Şiir mi Sevdiğim Şair mi ?

– Şiir sever misin ?

diye sordu biri diğerine.

-Şiiri zaman zaman ama şairi her zaman,

dedi cevabı veren, imalı bir tebessümle.

Gülümseyişi de cevabı da karşılık buldu, beklediği soru geldi peşine.

-Sen şair misin o halde ?

-Yok değilim, hamalıyım ben sözcüklerin sadece.-

-Şair kime denilir öyleyse ?

-Şair, mısralarını hislerinin hamalı yapandır bir yerde.

-Yük müdür ki hisler hamal istesin kendine ?

-Saklı kalırsa içinde yük olur yüreğine.

Sessizliğe geçince zaman, 

çok şey söylendi o an,

söyleyenin içinden başka hiçbir yerde duyulmayan.

Bir ayraç koydum kitabın burasına. Bir yudum daha alıp iyice ılıyan kahvemden gecenin karanlığını kafa tutarcasına karın beyazlattığı sokağa çevirdim gözlerimi.

Sevdiğim şairleri geçerirken aklımdan, bir kadın sesi çınladı kulağımda. Hiç duymadığım tınısı ile dizginlerini çözüyordu mısralarının.

Camın arkasında kar yağıyor
Bir el, yüreğimin sessizliğine
Hüzün tohumları ekiyor[1].

Kış bu kadar hüzünlü olmalı mı diye geçiyor içimden. Ama asıl merak ettiğim kimsin sen ?

ve bu benim
yani bir yalnız kadın
ve soğuk bir mevsimin eşiğinde
belirsizliğini anlamanın başlangıcında, tüm yeryüzü varlığının
yalın ve kederli umutsuzluğunu, gökyüzünün
güçsüzlüğünü, bu betona kesmiş elleri(n)[2]

Bu değil beklediğim cevap. O kadar tanıdıksın ki ve bir o kadar da yabancı, kim olduğunu saklayacaksan benden, bari söyle neden geldin  ?

sarılayım diye sana geldim
oysa gördüm yapraksız bir dalsın
umudumun gözünde sen
ölümün gülümsemesisin[3]

Ölüm deme bana, ölüm deme. Günahlarım var nice. 

günah işledim lezzet dolu bir günah

titreyen esrik bir tenin yanında
tanrım ne bileyim ne yaptım ben
o karanlık susku dolu zulada[4]

Korkmuyor musun sen onca günahla cehenneme gitmekten

Tanrım, cehennemin kapılarını benim için aç

Ne zamana kadar gizleyeceğim yüreğimde

Cehennem sıcağı arzumu[5]

Git, lütfen git. Bırak gecemle beni baş başa. Ortak etme yangınına beni de.

gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı
viraneme doğru
sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum
perişan ve divane gönlümü[6]

Geldiği gibi birdenbire kayboldu gecede. Duymaz oldum sesini. Şiirlerini bıraktı bana, şiirlerini mi sevdim onu mu bilemedim ardından.


[1] Yalnızlığın Hüznü, Füruğ Ferruhzad

[2] İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına, Füruğ Ferruhzad

[3] Gereksinimin Yenilgisi, Füruğ Ferruhzad

[4] Günah, Füruğ Ferruhzad

[5] Yalnızlığın Hüznü, Füruğ Ferruhzad

[6] Veda, Füruğ Ferruhzad

Kardan Adamı Çalmışlar

Haberlerde izledim geçenlerde.

Kardan adamı çalmışlar.

Bir dükkanın önünden, gece vakti kucaklayıp götürmüş birisi.

Güvenlik kamera görüntüleri bile var alıp giderken.

Güldüm.

Bizimkine anlattım o da gülsün diye.

Gülmedi. 


-Komik değil mi yahu ?

diye sordum.

-Trajik.

dedi.

Sever bizimki felsefeyi. Hemen ya kardan adam yapan çocuğa acıdı dedim yahut da hırsızın yaşayamadığı çocukluğuna. Uzatmak gelmedi içimden sustum. Bir vakit sonra o açtı mevzuyu yeniden.

-Nerededir acaba ?

-Kim ?

-Kardan adam.

-Ne bileyim. Almış götürmüş adam. Alıp koynuna yatacak değil ya. Koymuştur bir yere.

-Belki bir buzhaneye götürmüştür. Erimez o zaman.

-Tabii umutsuz bir aşkla yaşatır onu. İlahi sen de.

Yarım ağız güldüm bu sefer. O ise kalktı oturduğu yerden, pencereden dışarıya bakmaya başladı. Kar dineli çok olmuştu. Eriyip gidiyordu artık son kalan kar yığınları.

-İlk gün bizim bahçeyede yapmışlardı kardan adam, çocuklar. Sabah gördüm yıkılmış gitmiş. 

-3 günden uzun yaşayan kardan adam görmedim ben ömrümde zaten. Ne bekliyordun ki ?

-Bilmem. Belki bir veda.

-Kardan adam mı veda edecekti.

-Yoo çocuklar.

-Nasıl ?

-Elleriyle yaptıkları kardan adamı kaderine terk etmeden kendileri yıksalardı keşke. Yaptıkları heyecan ve neşeyle.

-Bir nevi cinayet.

-Diğer türlüsü kaderine terk edip ölüme mahkum ediyorsun zaten. En azından önemsediklerini gösterirlerdi.

-Kardan adam da bundan çok etkilenirdi !

Bana döndü bu kez yüzünü. Başını sağ omzuna eğip öğrencilerine ders verir bir edayla,

-Merhaba demek çoğu kez daha kolaydır hoşcakal demekten. Kaçar gibi uzaklaşırız sevdiklerimizden. Oysa öğrenebilsek veda etmeyi, zamanı bir yerde mühürleyebiliriz belki.

-Neresi zormuş ki hoşcakal demenin ? Abartıyorsun yine.

-Çocuklar giderken bu evden, saklayarak göz yaşlarını hadi güle güle deyip kovarcasına göndermedin mi onları ?

-Ben duygusal merasimleri sevmiyorum. Ondan öyle yaptım.

-Daha mı iyi oldu? Doya doya kucaklayamadın bile.

-Aman sende. Geldiklerinde kucaklıyorum ya.

-Ya gelmezlerse bir daha?

-Gamlı baykuş gibi konuşma allasen.

-Sen ne dersen de merhaba demeyi bildiğin herkes hoşcakal denmeyi de hak eder bence.

-Kardan adamdan nereye getirdin konuyu. Tamam eriyor karlar bak el salla veda et onlara.

-Edeceğim. Hem de aşağı inip onlara sarılarak. Geliyor musun ?

-Pes vallahi iyice delirdin. İşin kötüsü beni de kendine benzetiyorsun. Sıkı giyinelim bari. Hava ayaz.

Son kıştı belki de gördüğümüz. Son kartopu oynayışımız. En sonunda ikimizde kalan son kar yığının üzerine kollarımızı açıp sırt üstü bıraktık kendimizi. Gökyüzünde kutup yıldızını aradı gözlerimiz sanki bir yön bulmak istercesine. Oysa biz değildik giden. Gitmeden, gidemeden usulca veda eden. Ve kızmadan gidene, birlikte geçen güzel günler için teşekkür ettik sadece. 

Gariplerin Piri

Bayramlarda okuduğum şiirleri saymazsak ilk ezberlediğim şiirdi “Anlatamıyorum”. Her şeyi söylemenin mümkün olduğunu sandığım o yerin varlığına inanmış, ummuş, hayalini kurmuştum. Oysa epeyce yaklaşılan, duyulan, o yer hiç varılamayacak bir menzilmiş. Yolun yolcuları ise “Garip” diye bilinirmiş.

Menzile doğru yolumun düştüğü hemen her şehirde, gün geceye kavuştuğunda, gözlerim kapalı şehri dinleyişim, bir ümit önce hafiften esen rüzgarı hissedişim, yavaş yavaş sallanırken yapraklar ağaçlarda, uzaklarda çok uzaklarda, o “Garip”i yad edişim hep çocukluktan miras bana.

Gece bitip gün ağarınca, gün ışığından hisseme razı olurdum her seferinde. Saadetinden geçip ümidine razı olurdum, öğüdünü dinleyip “Garip”in. Lakin sonunda hiçbirini bulamaz, kendime hüzünler icat eder, avunamazdım. Yoksa ben de “Garip” gibi bu dünyadan değil miydim ?

Madem bu dünyadan değilim neden gün oluyor da alıp başımı gidemiyorum yelkovan kuşlarının peşi sıra ?  Her seferinde ama her seferinde baka kalıyorum giden geminin ardından. Sonra ne duruyorsun be diye geçiyor içimden at kendini denize diyorum. Ve fakat atamam kendimi denize, dünya güzel. Serde erkeklik var, ağlayamam.

Oysa ben de bilirim kolay değil yaşamak, lakin ölmek de değil. Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. Velev ki bedava yaşıyorsak bu hayatta. Hava bedava, bulut bedava, dere tepe bedava, yağmur çamur bedava. Bedava yaşıyoruz bedava.

Bedava yaşıyor olsak da, belki nankör diyeceksiniz bana ama bir derdim var aslında. Bilmem ki nasıl anlatsam. Nasıl, nasıl size derdimi ? Ekmek parası desem değil. Kınamayın, derdim rakı parası. Sanmayın ki içmek için, ahh rakı şişesinde balık olmaktır hayalim.

Akşam üstüne doğru kış vakti, yalnız bende değil yalnızlık hali. Yetmiş yıl evvel bu dünyadan gariplerin piri bir garip Orhan Veli geçti…

Öldü Ağustos Böcekleri

Bitti gitti işte yaz. Ve öldü tüm ağustos böcekleri. Hiçbir kış çalmadılar karıncanın kapısını. La Fontaine’in yalanına inandık çocukluğumuzdan beri bilemeden çektikleri çileyi. Dile kolay 17 (13) yıl toprak altında geçen bir ömrün ardından dört haftalık bir saadetle veda edilen hayatlarında tembel dedik onlara.  

Gün yüzü görmeden geçse sizin de yıllarınız, ışığa kavuştuğunuz yaz ortasında düşünür müsünüz varlığından bihaber olduğunuz kara kışı. Ne ekmek umurunuzda olur zannımca ne ayaz gecelerin korkusu. Cenneti görmüş gibi tadına varmak istemez misiniz yoksunluğunu çektiğiniz onca şeyin.

Okumaya devam et

Uykum Kaçtı

0E4E2F91-69F6-4F9E-85D4-3930817C21B6Düşümün en tatlı yerindeyken dürtüp beni “hadi kaçtım” dedi.

Dur dememe fırsat vermeden çıktı yataktan. Apar topar takıldım peşine. Az evvel ki derin uykunun saadetli düşlerinden eser kalmamıştı.

Cin gibiydim, gecenin ortasında telaşla koşarken ardından yakalarım ümidiyle.

Ben koşarken plastik bir top yuvarlandı yanımdan. Durdum etrafıma baktığımda sekiz on yaşlarında çocuklar sarmıştı heryanı. Şu gözlüklü olanı ısırdı bir yerden gözüm.

Okumaya devam et

Leyru

Çok bekletmişim ben babamı. Gittiğinde öğrendim bunu. Ben doğduğumda 45 yaşındaymış benim güzel babam ve yirmi yıldır beni bekliyormuş meğer.  Her sarılışında sanki  çok uzaklardan gelmişim gibi sımsıkı sarmalayışı, derin derin koklaması hep bundanmış. Sarılırken, öpüp koklarken ne kadar cömertse bana karşı babam, sözcükleri harcarken o derece ketumdu. Oysa kelimeler kıymetli taşlar gibi şekillenir, cümleler mücevher gibi dizilirdi onun kaleminde. O ki bu ülkenin en önemli yazarlarından Hakimzade Hamit Beydi. Şiirleri, öyküleri, romanları sınırları aşmış, takdirlerin en büyüklerini tatmıştı. Kalemi çağlayan gibi akarken sıra söz söylemek için diline gelince çatlak topraktan sızan su gibi damla damla dökülürdü kelimeler dudaklarından. Her bir damla su çölde ne kadar kıymetliyse onun sözünü işitmekte o kıymetteydi duyabilen için. Ben de onu dinleyebilmek için her gece uyku saatimi sabırsızlıkla beklerdim. Yoo sandığınız gibi beni yatırıp masal okumazdı bana uykudan önce. Çocukken hep annem yatırırdı beni. Çoğu zaman yatağa girer girmez uyurmuş gibi yapardım. Masal anlatacak olsa beş dakika geçmeden uyuduğuma kani gelmesini sağlardım. Ve babamın gelmesini beklerdim kimi geceler göz kapaklarıma hücum eden uykuya direnerek.

Okumaya devam et

Delirsem usul usul…

Delireyim diyorum şöyle usul usul, düşünmeyeyim para mara. Atayım kendimi sokağa, üstümde pijama, bir de eski hırka. Yalın ayak baş çıplak. Üşürsem diye korkuyorum, bir de ilaçlarım geliyor aklıma ölürüm diye de korkuyorum galiba. Korkarak da delirinmez ki, kalkıp, giyinmek, şıkır şıkır işe gitmek gerek el mahkum.

Düşünen-Adam-2

Gidiyorum, çalışıyorum her zamanki rutinimde. Bir ara kızıyorum patrona. O da bana kızıyor, herkesin ortasında, toplantı odasında. Yine delireyim diyorum o anlatırken. Daha doğrusu kızarken karşımda hiddetli hiddetli, ben kalkayım masanın ucundan sessizce, çıkayım odadan usul usul. Meydan okumaya gerek yok onca insan içinde, böylesi daha ağır gelir zaten ona. Ceketimi bile almadan çıkayım kapıdan. Kartımı okutmadan atlayayım turnikeden afallasın güvenlikçiler. Çözüp kravatımı atayıp ilk gördüğüm çöp kutusuna.

Okumaya devam et

ÖZLEMEK (1)

IMG_0499Çok büyük değildi valizi.  Uçakta kabin bagajı dedikleri ebatta. Hazırlaması da taşıması da kolay olanlardan. Sahip olduğu herşey o valize sığdıktan sonra fazlasına ihtiyacı da yoktu zaten. Taşıyabileceği yük de bundan fazlası olmadı hiçbir zaman. On sekizinde ayrıldığında evinden yine bu kadardı tüm eşyası. Sahip olmak istediği bir şey olmadığı gibi kalıp kök salmak istediği bir yer de olmadı. Üniversiteye kaydolduğu günün ertesinde bulduğu iş şehir şehir dolaştırdı onu. Yurtta bir yatağı vardı sınavdan sınava uğradığı, bir de içi hiçbir zaman dolmayan dolabı. Kimseyle küsmeden, kavga etmeden okulu bitirmesinin sırrı da bunda gizliydi. Tabii dört yıllık bölümünü yedi yılda bitirmesi de aynı sebepten oldu. Sonra açıldı yurt dışına, öyle kalıcı değil tabii. İş icabı şehirlerin yerini ülkeler aldı mezuniyetle birlikte.

Bir aktarma istasyonu gibiydi İstanbul onun için. Evi olmadığı halde otelde kalmadığı iki şehirden biri. Diğeriyse iki bayramdan birinde uğradığı memleketi. Merhabası soğumadan hoşça kal dediği değişmez iki uğrak yeri.

Ve yine bir veda vakti, kapı önünde bilindik uğurlama merasimi.

Okumaya devam et

Beklemek, Bir Arayış Halidir Bazen.

IMG_1818

Bekleyen Adam

Beklemek de bir arayış halidir bazen.

Tesadüf etme ümidinin son haddesi.

Ararken kaçırdım mı acaba sorusunun cevap bulma umududur.

Beklemek de bir arayış halidir bazen.

Yalnız başına bir bankta oturup yanına oturacak kişiyi umarsın sessizce.

Okumaya devam et

Elif’ e Düşer Figani

Görüntü 14.09.2019 23.59Garipliği yetimliğinden öncedir, sessizliğine nispet Figani diye bilinir. Üstüne bir de öksüz kalınca köy yerinde koymuşlar bir dergaha ilim öğrensin diye. Ne de olsa cılız bedeni ne odun taşımaya kafidir dağdan ne de kazma vurmaya takatlıdır tarlaya.  Ustaya çırak olamaz ama bir ümit mürşide mürit olur demişler, sırtına dengini koyup, yola revan etmişler.  Evvel oku demiş hocası, Hakk’ın emridir okumak, Elif’i göstermiş cüzde. Eli kalem tutmuş ardından, Elif’i çizmiş kağıda.  Öyle böyle de çizmemiş üstelik, bir harfe nice mısra gizlemiş.

Okumaya devam et