Hayatla Savaş.

Haydarpaşa

Haydarpaşa Gece

Bayram  olmasa gitmeyecektim ziyaretine. Oysa ne kadar yakındık bir zamanlar. Birlikte çalışıp, birlikte gezer eğlenirdik. Sonra hastalandı ayrıldı işten. Şehri de terkedip taşraya yerleşmişti bir süre. “Stres bana iyi gelmiyor” demişti giderken. İçten içe imrenmiştim bu gidişine. Oysa onunki bir nevi kaçıştı herşeyden. Kaçamadığı tek şey ise hastalığı.

Bir kaç ay önce buradaki bir hastahaneye yattığını öğrendim, hala bizim şirkette çalışan bir akrabasından. Kaç kez niyetlendim yanına gitmeye, her seferinde birşey girdi araya. Bayramda şehir boşaldı, arkadaşlar da kalmayınca buluşmaya, bahanelerim tükenmiş oldu.

Okumaya devam et

Akıl İşi Değil Yaşamak

IMG_3145

Taraklı/Sakarya 700 Yıllık Çınar

Ağaçları selamlayarak hızlanmaksızın dönüyorum virajları. Her zamankinden biraz daha fazla açıyorum müziğin sesini. “Kendine iyi bak beni düşünme, su akar yatağını bulur[i]”.Ormanın içinde saklanmış dere yatağı gibi kıvrımlı zaten yol. Hayatta  su misali akıyor yol boyu.  Hani “Su akar deli bakar” derler ya, hayatta akıyor su gibi, insansa bakıyor akan suya bakan deli gibi. Zaten akıl işi değil yaşamak. Deli olmak gerek bir yerde, sonra da deliliğini gizlemek.

Aslında, dün otururken çınarın altında, bu söz gelmişti aklıma. Bir de Nazım’ın dizeleri Su başında durmuşuz, çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.”[ii]Güneş tepeden vuruyor başımıza, kedi usulca dolanıyor ayaklarımıza, ömrümüz de geçiyor iki söz arasında. Dönüyorum çocukluk arkadaşıma;

Okumaya devam et

Kahvenin Adabı

IMG_3074

Kahve ve Anılar

Ellili yıllardan kalma kerpiç evin bahçesindeki kiraz ağacının altında, tahta tabureye oturmuş, sol elindeki maşa ile mangaldaki külleri karıştırıyordu yaşlı adam. Sağ eliyle bakır cezveyi tutarken kendi kendine,

 

–      Kahve değil o içtiğiniz. Kahve dediğin benim yaptığımdır aslında. Alelacele sıcak suya kattıklarınızla yazık ediyorsunuz kendinize.

diyerek mırıldanıyordu. Sesini duyurmak değildi niyeti ama, bazen aklından geçenler umduğundan yüksek sesle dökülüyordu dudaklarından.

–      Öyle diyorsun da, bir kahve içmek nasip olmadı elinden be dede,

Hadsizce cevap veren zamaneye çevirdi başını. İki delikanlı yan yana sandalyelerde, ellerindeki kupada hazır kahvelerle seyrediyorlardı onu. Hep çatık kaşlı olduğundan gerek yoktu ayrıca sert sert bakmasına. Bir şey söyleyecek oldu, yutkundu. Az öteden bir kadın sesi duyuldu.

–      40 yıldır bir gün kendisinden başkasına pişirmiş mi ki o kahveyi size pişirsin

Okumaya devam et

Çocuklar Terk Ederken Parkları.

Park– Salmayın şu çocuklarınızı sokağa.

– Neden öyle diyorsun ? Oynuyor işte çocuklar.

– Sapık dolu heryer. Sapıklara öfkelenmek korumuyor çocukları, anne babalarına kızıyorum ben artık.

– Eve hapsedip, çocukluklarından mı mahrum bıraksınlar onları ?

– Bir sapığın kurbanı olup hayatlarının kalanlarından mahrum olmalarından iyidir.

Okumaya devam et

Rüştiye Sokağı

Rüştiye Sokak.JPG

Rüştiye Sokağı, Taraklı/Sakarya

Çıkılan tüm yolculuklar zamanın ilerisine götürmüyor insanı. Bazen onlarca kilometre yol yapıp on yıllar öncesine ulaşabilmek mümkün. Çocukluğumuzun geçtiği sokaklar, okuduğumuz okullar, oyun oynadığımız parklar zaman tünelinin koridorları gibi bekliyor bizi. Uzağına savrulduğumuz sayısız mekan bir bayram ziyaretiyle  geçmişin kapısını aralıyor içeri süzülmemiz için.  Sadece şahit olduklarımıza değil, şahidi olmadığımız yaşanmışlıkların izlerine, bir binanın duvarında, bir sokağın taşında  yahut bir ağacın gölgesinde tesadüf etmek mümkün. O anlarda derinlere saklanan anılar,  ayın etkisindeymiş gibi çekilen sulardan sıyrılıp yüreğinin kumsalına vuruyor insanın. Böyle bir romantizmin özlemiyle  gittiğim uzaklarda, kalp atışım kadar yakınımda olan izler arıyorum.

Okumaya devam et

Kartpostal yazma sanatı

IMG_2708.JPG

Kartpostallar

Gurbete hayatımda ilk kez liseyi okumak için çıktım. İlk kez baba ocağı dışında yemek yediğim, ana kucağından uzakta uyuduğum yaşlar. Mahzun da olsam bir yanım hep hayta. Zaten bu haytalığımdan ötürü yazdırmış babam beni bu okula.  Liseden ötesine kafası basmaz bunun, bari bir meslek öğrensin diye puanım yetmese de tanıdık sokup araya Endüstri Meslek Lisesine kaydımı yaptırmayı başarmış. Bizim küçük kasabadan şehre gitmenin kurdurduğu hayallerin cümlesi, okulun ilk günü  42 kişilik sınıfın tamamının erkek olduğunu görmem ve bu ergen erkek topluluğunun en küçüğü olduğumu farketmemle birlikte yerle yeksan olmuştu.  Altında kaldığım bu enkaz, akşam yurtta maruz kaldığım çömez şakalarıyla perçinlendi. Zaten sıcak bir ilişki kuramadığım eğitim sisteminden daha da soğumam zor olmadı böylece. Yine de hocalarım gözlerimde nasıl bir ışık gördülerse artık sınıfın çift dikişlerinden ayrı tutmaya, derslerim konusunda teşvik etmeye gayret gösteriyorlardı. Bu çabalarının bir parçası olarak  Cumhuriyet Bayramında şehir stadında yapılacak törenlerde  bayrak taşıma görevi verdiler bana. Hani gururlanmadım da değil aslında.  Bayramdan önceki hafta sonu evci çıkıp anneme gıcır gıcır ütülettim gömlek ve pantolonları. Ceketimi de yıkaması için ısrarlarım ise annemin tatlı diliyle bertaraf edildi.  Traşda olduktan sonra hazırdım bayrama.

Okumaya devam et

Zamanın Tek Hakimi

IMG_8169 2

Saatler

Bu sabah dükkana gelen bir yabancı, saati sordu bana. İki diye yanıtladım onu. Sinirlendi, dalga geçtiğimi sandı. Oysa her zamanki gibi dükkanı açtığımda, tüm saatleri dokuza ayarlamıştım yine. Beş saat geçmiş diye düşünüp yemek molası verdim hatta. Yemekten sonra, ağırlık çöktü üzerime, indirdim kepenkleri. Saatleri de altıya kurdum. Gün hala aydınlıktı ama kapadım yine de perdeleri, eve varınca . On iki yaptım saatleri, uyudum. Sen gittiğinden beri ben hep on ikide uyurum.

Okumaya devam et

Kötülük Şarkıları

IMG_0283

Kötülük Şarkıları / Doğu Batı Dergisi

–      Kalk hadi, uyan.

–          Rahat bırak beni kalkmayacağım bu sabah.

–          Saçmalama çok işimiz var.

–          İşimiz falan yok bizim. Dünyayı kirletiyoruz uyandığımız her günle.

–          Paşam yine depresyonda anlaşılan.

–          Depresyonda falan değilim. En son ne zaman uyandın dününden daha güzel bir yarına  ?

–          ??

–          Bende bilmiyorum. Düne dair özlemimiz hep bundan işte. Yarına dair umutlarını, hayallerini bir bir yitirince insan, sığınıyor rüyalarına.

–        Rüyalarda yaşanmıyor ama. Beğen ya da beğenme o  yataktan çıkmak ve çalışmak zorundasın.

–         Git başımdan.

–          Aman be, ne halin varsa gör. Uğraşamam seninle.

Okumaya devam et

Yürüyorduk. Aşıktık; hatırlıyorduk.

Bu hafta, yine aynı yerde ve de aynı saatte buluştuk hevesle. Birkaç çay içti o, bense bir filtre kahve. Dününü anlattı bana, görüşemediğimiz önceki günüyle birlikte. Bense yine işten bahsettim ona, patrona diklenişimden, çayçıya gülüşüme. Vakit geçiyordu işte. Hem zaman dursun diye bir istek var mıydı ki içimizde ?

Kederli zamanlarımız küllenirken tanıştırmışlardı bizi. İki terkedilmiş iyi insan iyi gelir birbirine diye düşünmüşlerdi belki. Hakikatten, hiç bahsetmeden geçmişten pansuman yapmıştık yüreklerimizdeki yaralarımıza. Beynimizin kıvrımlarında kaybetmiştik, eski sevgiliden kalma anı diye kaydettiğimiz günleri.  Gezdik, güldük, eğlendik her defasında. Ortak zevklerimizde soluklandık birlikte. Yoldaş olduk birbirimize. Ardımıza bakmamak üzere.

Okumaya devam et

Ne kadar da benziyordu Anneme…

IMG_9735

Boş Bank

Yine nöbetteyim pencere kenarında. Güneşin doğuşunu bekliyorum, sırf beklediğim birşeyin gerçekleştiğini, birinin geldiğini  görmek için. Şafakta kızıllığını görünce çarpıyor kalbim. Kızıl saçları geliyor aklıma annemin. Sabırsızca göstersin istiyorum bana yüzünü, ısıttsın üşüyen yüreğimi. Oysa dışarısı kuru ayaz. Tutamıyorum kendimi, montsuz çıkıyorum kapıdan dışarıya. Annem görse, kızardı bu halime.

Okumaya devam et