Sıcak bir çocukluk anısıdır benim için, gün doğmadan uyanıp araladığım perdeden sızan sokak lambasının ışığında okuduğum kitaplar.
Gel zaman git zaman müptelası oldum farketmeksizin kitap sayfalarının.
Okuma tutkusu, hadsiz bir yazma arzusunu körükledi içimde.
İlk mektubumu hevesle yazdım, başka şehre taşınan en yakın arkadaşıma, henüz ilkokul ikinci sınıfta.
Bir defteri kaplayıp günlük yaptım kendime özenerek televizyondaki çocuk filmlerine.
Yazık ki ne o mektuplar ne de o ilk günlüğüm yok şimdi elimde.
Ne yazarken ne de okurken kendime ait bir masam olmadı iş güç sahibi oluncaya kadar.
Yemek masasının köşesi, sehpanın üzeri en olmadı kucağımdaki yastık altlık oldu defterime, kitabıma.
Ne var bunda diyebilir benim kuşağım. Çoğumuz aynı durumdaydık zaten.
Yine de, kütüphane gibi donatıp uzun saatler geçireceğim odamda, kelimeleri özgürce dizeceğim bir masanın hayalini kurdum içten içe.
Belki sonradan görmelik belki de yıllar sonra buluşan sevgililerin tutkusu gibi, masama kavuştuğumda zamanımın çoğu o masa da okuyarak ve yazarak geçti.
Halen, yatağımda ya da evdeki diğer koltuklarda geçirdiğim vakitten çok daha fazlasını masamın başında kah okuyarak kah yazarak geçiriyorum.
Okuduklarım zihnimde, yüreğimde yazdıklarım ise defterlerimde ve bilgisayarımda birikti gün be gün.
İlk yazdığım günlüğümü biri görüp okuyacak endişesi ile köşe bucak saklamıştım herkesten.
Aradan geçen onca yıldan sonra hele de masama kavuşmuşken, yazdıklarımı aşikar etmeye başladım internet sayesinde.
Birkaç blog denemem oldu öncesinde, en nihayetinde Radikalblog’da yer buldu yazdıklarımın çoğu.
Sonunda benim şansım mıdır şanssızlığımın bilinmez Radikal’de veda etti yayım hayatına.
Her veda bir başlangıçtır düsturuyla, bir kez daha kendi blogumu yapmaya karar verdim.
Ne yazdım bu güne kadar, ne yazarım bundan sonra dedim kendime.
İçimden geçeni, keyfe keder anlattığım rotası olmaksızın yol alan yazıları Keyfe Keder Yazılar’da topladım.
Bazen bir kahvenin tadını, bazen bir hayali, kimi zaman bir filmi, kitabı vs. burada anlatayım istedim.
Aklımda kopan fırtınaları, kendimle başta olmak üzere dünya ile fikri kavgamı Akla Zarar Yazılar diye ayırdım.
Herşeyi ben bilemem, bilsem bile ben diyemem diye alıntıladıklarıma da Emanet Yazılar adını verdim.
Sonuçta adını artık bütünleştiğim cefakar masamdan alan bu blog çıktı ortaya.
Bir köşesinde kahve kupam, üzerinden eksilmeyen kitaplarım, defterlerim, sigaramın dökülen külleri, hoyrat davrandığım bilgisayarım, hala vazgeçmediğim dolmakalemim….
Hayattaki tüm servetimi emanet ettiğim, yazimasam……