Bulutsuz gecede bir yıldız kaysın diye umarak kaldırdı kadehini gökyüzüne. Dilek dileyebilmek için dahi bir dileğinin gerçek olması gerekti. Güldü kendi çaresizliğine. Saat gece yarısını geçmişti. Son yudumunu alıp balkondan yatak odasına geçti. Oturdu yatağına, bir süre bekledi. Pakette kalan dört dal sigaradan birini yaktı. “Bak görürsün ağzımdaki sigara bitmeden arayacak” diye teskin etti kendini. Dördünü de içti ağır ağır yine arayan olmadı. Sonuncusunun izmaritini engel olamadığı bir hiddetle bastırırken küllüğe “zaten nefret eder sigaradan, benimki de saçmalık” diye söylendi kendi kendine. “Uyumalıyım. Unutmalıyım. Unuttu. Uyudu.” Ağır ağır ağzından dökülen, cümlesiz kelimelerdi. Sustu sonra, telefonun şarjına baktı, daha yarı bile değildi. Ne olur ne olmaz diyerek prize takıp koydu yanındaki boş yastığa. Gece lambasını söndürüp, telefonun ışığının azalarak kaybolmasını seyretti. Karanlığı farkettiğinde yeniden uzandı ve bu kez sesini kontrol etti açık mı diye. Sonuna kadar açtı ararsa duymamaktan korkarak. Yeniden izledi ekranın kararmasını. Usul usul kapandı gözleri. Uyku ile uyanıklık arasında birkaç dakika geçirdi. Birden açtı gözlerini hızla uzandı telefona. Kaçırdığı cevapsız bir çağrı ya da görmediği bir mesaj var mı diye. Saatini farketti, son baktığının üzerinden beş dakika bile geçmemişti. Yine sönerken parlayan ekran, çaresizce aramasından ümiti kesip uyuyabilmeyi ümit etti.