Gariplerin Piri

Bayramlarda okuduğum şiirleri saymazsak ilk ezberlediğim şiirdi “Anlatamıyorum”. Her şeyi söylemenin mümkün olduğunu sandığım o yerin varlığına inanmış, ummuş, hayalini kurmuştum. Oysa epeyce yaklaşılan, duyulan, o yer hiç varılamayacak bir menzilmiş. Yolun yolcuları ise “Garip” diye bilinirmiş.

Menzile doğru yolumun düştüğü hemen her şehirde, gün geceye kavuştuğunda, gözlerim kapalı şehri dinleyişim, bir ümit önce hafiften esen rüzgarı hissedişim, yavaş yavaş sallanırken yapraklar ağaçlarda, uzaklarda çok uzaklarda, o “Garip”i yad edişim hep çocukluktan miras bana.

Gece bitip gün ağarınca, gün ışığından hisseme razı olurdum her seferinde. Saadetinden geçip ümidine razı olurdum, öğüdünü dinleyip “Garip”in. Lakin sonunda hiçbirini bulamaz, kendime hüzünler icat eder, avunamazdım. Yoksa ben de “Garip” gibi bu dünyadan değil miydim ?

Madem bu dünyadan değilim neden gün oluyor da alıp başımı gidemiyorum yelkovan kuşlarının peşi sıra ?  Her seferinde ama her seferinde baka kalıyorum giden geminin ardından. Sonra ne duruyorsun be diye geçiyor içimden at kendini denize diyorum. Ve fakat atamam kendimi denize, dünya güzel. Serde erkeklik var, ağlayamam.

Oysa ben de bilirim kolay değil yaşamak, lakin ölmek de değil. Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. Velev ki bedava yaşıyorsak bu hayatta. Hava bedava, bulut bedava, dere tepe bedava, yağmur çamur bedava. Bedava yaşıyoruz bedava.

Bedava yaşıyor olsak da, belki nankör diyeceksiniz bana ama bir derdim var aslında. Bilmem ki nasıl anlatsam. Nasıl, nasıl size derdimi ? Ekmek parası desem değil. Kınamayın, derdim rakı parası. Sanmayın ki içmek için, ahh rakı şişesinde balık olmaktır hayalim.

Akşam üstüne doğru kış vakti, yalnız bende değil yalnızlık hali. Yetmiş yıl evvel bu dünyadan gariplerin piri bir garip Orhan Veli geçti…